BLOG18 yorum var - 01 Ağustos 2008 03:5980darbesiyle idam edilenDev-Lisli yoldaşımız ADALI Necdet Adalı (1958; ö. 8 Ekim 1980) 12 Eylül rejimi tarafından idam edilen Kurtuluş örgütü(ve Dev-lis) Devrimci militanıdır. 12 Eylül rejiminin idam ettiği ilk kişidir. Adalı 1977 yılında Ankara'da Yıldırım Beyazıt Lisesi'nde öğrenciyken Ankara İsmetpaşa'da bir kahvehanenin taranması olayıyla ilgili olarak tutuklandı ve yargılandı. Ulucanlar Cezaevi'nde tutuklu bulundu. Bu sırada gerçekleştirilen bir firar eylemine "nasıl olsa suçsuzluğunun anlaşılacağını" ileri sürerek katılmadı. Kendisini yargılayan mahkeme başkanı Albay Hamdi Sevinç'in Adalı'nın suçsuz olduğunu ileri sürmesine karşın, mahkeme heyeti tarafından suçlu bulundu. Karara şerh koyan Sevinç bu tutumu nedeniyle ceza aldı ve daha sonra ordudan istifa etti. Adalı 8 Ekim 1980 tarihinde Ulucanlar Cezaevi'nde asılarak idam edildi. Nevzat Çelik'in yazdığı ve daha sonra Ahmet Kaya tarafından bestelenen "Şafak Türküsü" şiiri Adalı için yazılmıştır. Sermaye devletinin katliamcı politikalarının bir sonucu olarak Necdet Adalı 7 Ekim’i 8 Ekim’e bağlayan gece idam edildi. Tarihe 12 Eylül’ün ilk idamı olarak geçen Adalı, devrim ve sosyalizm mücadelesi uğruna ölümsüzleşenler kervanına katıldı. ‘70’lerin sonlarına doğru çatışmaların derinleştiği süreçte Ankara İsmetpaşa’da bir kahvehane tarandı ve MİT’ten olduğu söylenen 2 kişi burada öldürüldü. Necdet Adalı, henüz 19 yaşında genç bir devrimci olarak bu olaydan sorumlu tutuldu ve 1977 senesinde idamla yargılanmak üzere cezaevine kondu. Yargılama süreci oldukça şaibeli geçti. Adalı, devrim mücadelesini sahiplenen, bu tutumundan geri düşmeyen bir tutum sergiliyor, ancak İsmetpaşa’da gerçekleşen eylemle ilişkisi olmadığını da ısrarla vurguluyordu. 12 Eylül sonrasında da devam eden yargılamanın hakimi Albay Hamdi Sevinç de Adalı ile hemfikirdi ve Adalı’nın idamına ilişkin karara şerh koydu. Ancak Genelkurmay, Adalı’nın idamında kararlıydı. Ve ortada tek bir delil yokken, tek bir tanık yokken, genç bir devrimci idam sehpasına yollandı. Bu olayın üzerine Albay Hamdi Sevinç istifa etti. Necdet Adalı cezaevi günleri boyunca devrimci duruşunda ciddi bir kararlılık gösterdi. ‘Suçsuz olduğunu’, bilinçli bir biçimde üzerine bir suç yıkıldığını ısrarla vurguladı. Hatta Adalı cezaevinden kaçma olanağını bile geri çevirdi. ‘Suçlu değilim, kaçmayacağım’ diyerek bile bile ölümün üzerine yürüdü. Ancak Adalı’yı cezaevinde gören hiç kimse O’nun ölüme gün sayan biri olduğuna hüküm getiremezdi. O; yaşama sıkı sıkıya bağlı, neşeli, hareketli bir gençti. Cezaevi koşulları izin verdiği ölçüde sohbetinden, sporundan, kitaplarından hiç vazgeçmedi. Adalı’nın idamına tanıklık edenler O’nun elleri bağlı olmasına rağmen urgana boynunu kendisinin geçirmeye çalıştığını anlatır! O ana tanıklık edenler; Adalı’nın ayağının altındaki sehpayı kendi devirdiğini anlatır! Boyu uzun olduğu için celladının idamı dahi nasıl yüzüne gözüne bulaştırdığını anlatır! Adalı ölümünden birkaç gün önce ailesine yazdığı mektubunda "Sevgili anneciğim ve babacığım, sizleri ve ezilen halklar adına mücadeleyi, erken bırakmak zorunda kaldığım için üzgünüm, ama bundan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadan ve şu kısa yaşamım içerisinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ezilen halklar adına verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım ve bundan dolayı gurur duyuyorum. Hakim sınıfların göstermek istediği gibi bizler hiçbir zaman savunmasız insanlara karşı katliam girişiminde bulunmadık. Fakat onların bizi böyle göstermeleri ve faşistlerle bizi aynı kefeye koyarak cezalandırmaları, bizim nezdimizde ezilen halkların mücadelesine yapılan bir saldırıdır. Anneciğim ve babacığım; sizlere kısaca bahsettiğim gibi hiçbir pişmanlık duymuyorum. Sizlerin de ezilen halklar uğruna verilen mücadelede katledilişimden dolayı üzülmemenizi ve bundan gurur duymanızı bekliyorum” diyerek dönemin politik atmosferinin genç yaştaki devrimcilere nasıl bir bilinç aşıladığını da belgelemiş oldu. Adalı’nın idamından yıllar sonra İsmetpaşa’daki kahvehanenin taranması ile ilgili yeni yargılamalar, yeni sanıklarla yapıldı. Adalı’nın idamına gerekçe gösterilen olayla ilişkisi olmadığı açığa çıktı. Yani 20’li yaşlarda bir gencin “adli hata”ya kurban gittiği söylendi. Ve dosya kapandı! Bu idamların baş sorumlularından Kenan Evren, ‘asmayalım da besleyelim mi?’ yaklaşımını korumuş ve yıllar sonra bile idamlarla ilgili zerre pişmanlık duymadığını açıklamıştır. Sermaye düzeninin katliam politikalarının, eli kanlı bir sözcüsü tarafından itiraf edilmesi anlamına gelen bu sözler; aynı zamanda Adalı’nın ve daha nice yiğit devrimcinin keyfi bir şekilde nasıl yargılanmadıklarının ispatıdır. Zira sermaye düzeni Adalılar’ı salt devrimci kimliklerinden dolayı idam etmiştir! Bu koşullar altında Necdet Adalı sermaye düzeni ile devrim ve sosyalizm mücadelesi yürütücülerinin arasında halen daha süregelen şiddetli çatışmada şehit düşmüştür. Babasi Ismail ADALInin "DBGB ve MGKB"na yazdigi mektup DEVLET BASKANLIGI GENELKURMAY BASKANI ve MILLI GUVENLIK KONSEYI BASKANLIGINA ANKARA Oglum Necdet Adali hakkinda verilen idam hukmunun Milli Guvenlik konseyi tarafindan onaylandigini ogrenmis bulunuyorum. Oglumun suclu yada sucsuz oldugu konusunda bir sey soylemiyorum.Ancak bir baba ve bir insan olarak olum cezalarinin insani olmadigina inaniyorum. Sizde bir baba olarak evlat acisinin ne oldugunu tahmin edersiniz..Acimi icime gomuyor, son olarak ogumun idaminin engellenecegine iliskin inancimi koruyorum. 07.10.1980 ANKARA ISMAIL ADALI Necdet yoldasin son yazdigi mektuba linkten ulasabilirsiniz http://www.box.net/shared/en1ue7hgjg#1:10452449 8 yorum var - 21 Temmuz 2008 04:14TANRININ ATESI Tanrilardan caldigim, Ates yakacaktir beni, Ama aydinlatacak Halkimizi ( guzel annemi) Gok yuzune dokunmak gibi, Ay bir kadin gibi, Gulumsuyor Aydinligi karanligin icinde Aramak Ruzgar daglarin beline, Bir kemer gibi dolaniyor. Su serperek gunes sonmez, Olumlerden yasam yesermez. Aglayan guluslerde, Olulerin halaylarinda. Seni gordum dun gece, Daglarin kokusunda. KIZILBELA Temmuz 2003 4 yorum var - 10 Temmuz 2008 02:39Alnı yukarda Yürüyoruz yolumuzda önderlerimiz Sen dalga dalga Sen yeleleri alevden ARSLAN' ım Faşizmin kurşunlarını Sen HÜSEYİN' im, Sivaslım Sen militanım Koçlarım, kalbimden kokusu çıkmayan gülüm Sen yirmi bir yaşındaki büyük adam NİZAM 13 yorum var - 04 Temmuz 2008 23:00KADIN KURTULUS MARSI SUSKUN DEĞİL,MUTSUZ DEĞİL SONSUZ DEĞİL KÖLELİĞİMİZ HAYDİ ÖZGÜRLÜĞE,SOKAĞA,HAYDİ KAVGAYA! BİLİNÇLİ KADIN OLMAK GÜZEL SONSUZ DEĞİL KÖLELİĞİMİZ HAYDİ ÖZGÜRLÜĞE,SOKAĞA,HAYDİ KAVGAYA! 22 yorum var - 30 Haziran 2008 23:39Kemalizm Sol mu? Gördüğümüz en büyük mitinglerdi. Çağlayan’da, Kızılay’da, Gündoğdu’da onbinler, yüzbinler, gazetelerin abartmasıyla milyonlar alanları doldurmuştu. Herkes Atatürkçüydü, herkes laikti ama hiçbiri demokrat değildi. Kimler yoktu ki, koca koca pankartlarıyla sendikalar, üniversite hocaları, lise hocaları, ilköğretim öğretmenleri. Kimler yoktu ki, askerler, siviller, sivil polisler, CHP’liler, MHP’liler… Atatürk’ün partisi altı okunun yanına MHP’nin üç hilalini yapıştırmıştı. Ülkücülük Atatürkçülükle, faşizm Kemalizmle buluşmuştu. Ve bu görüntü nedense kimseyi şaşırtmamıştı. Sadece kafamız biraz karışmıştı. Çünkü biz Atatürkçülüğü solculuk sanmıştık. Fena aldanmıştık. Aslında kafamız duvarları, köprü ayaklarını süsleyen MHP afişleriyle karışmıştı. Çünkü faşist MHP Mustafa Kemal’in resmini ve sözünü kendisine bayrak yapmıştı. Oysa babalarımızdan duymuştuk, bir yerlerde okumuştuk faşistler solculara düşmandı. Faşizm Kahramanmaraş, Çorum, Sivas katliamıydı, zorbalıktı, kandı, ölümdü. Fena kızmıştık. Nasıl olurdu da ülkücü faşistler Atatürk’ü kendilerine bayrak yapardı. Biz mi yanılmıştık, ülkücüler mi kandırılmıştı? MHP’mi solculaşmıştı yoksa Atatürkçülük gerçekten solculuk değimliydi? Çünkü faşizm ve solculuk, ırkçılık ve devrimcilik buzla ateş gibi, siyahla beyaz gibi, ölümle yaşam gibi bir araya gelmesi mümkün olmayan farklı unsurlardı. Yanlış neredeydi? Öğrendik, yanlış bizdeymiş. Atatürkçülük hiçte sanıldığı gibi solculuk değilmiş. Solculuk bizlere Fransız devriminden miras kaldı. Devrimden sonra kurulan parlamentonun sol tarafında jakobenler (işçiden, emekçiden, köylüden, yoksuldan ve ezilen halktan yana olanlar) sağ tarafında ise jirodenler (zenginden, patrondan, sermayeden, ezenden ve milliyetçilikten yana olanlar) oturduğu için o günden bu yana işçiden emekçiden, ezilenden yana olanlara solcu, zenginden, patrondan, milliyetçilikten yana olanlara ise sağcı denmiştir. Atatürkçülük solculuk değildir. Çünkü TC kurulduğundan bu yana kapitalist bir devlettir. Kapitalizm, işçilere düşmandır. Yoksullukla zenginlik arasındaki uçurumun derinleşmesinden, sermayenin işçiyi sömürmesinden yanadır. Atatürkçülük solculuk değildir çünkü TC’nin kuruluşundan 1930 yılına kadar bu ülkede işçilerin sendika, grev, sözleşme hakları yasaklanmıştır. Oysa biz solculuğu, Fransız devriminde gördüğümüz gibi işçiden, emekçiden yana olmak biliyorduk. Bu gün o alanları dolduran yüz binlerce Atatürkçü “laik” ordunun darbe yapmasını istiyor. Doğru, ordu Atatürkçüdür. Ancak bütün darbeler önce solcuları vurmuştur. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Necdet Adalı ve binlerce devrimci askeri darbelerde katledilmiş, işkence tezgahlarından geçirilmiş, faili meçhullere kurban edilmiştir. Milyonlarca insan bu darbelerden olumsuz etkilenmiş ve zulüm görmüştür. O halde Atatürkçülük nasıl solculuk olabilir? Deniz’ler, Mahir’ler, Adalı’lar eşitlik ve özgürlük için savaştılar. Onları katledenler eşitliğin ve özgürlüğün düşmanlarıdır. Yani bizimde düşmanlarımızdır. Eşitlikten ve özgürlükten yana olanların yeri darbecilerin yanı olamaz. Bizim yolumuz Mahir’in, Adalı’nın, Che Guevara’nın yoludur. Anladık ki Kemalizm solculuk değildir. Çünkü Kemalizm zenginden ve ezenden yana. Bu düzenden yana. Bu düzen ırkçılık ve milliyetçilik demek, işçinin ve emekçinin sömürülmesi demek. Bu düzen ÖSS demek, OKS demek, her türlü eşitsiz ve adaletsiz sistem demek. Bu düzen kardeş Kürt halkının ötekileştirilmesi, savaşın ve şiddetin körüklenmesi demek. Biz düzene karşıyız. Özgürlüğünü isteyen Filistin’liden, Irak’lıdan, Lübnan’lıdan yanayız. Çünkü solcular dünyanın neresinde olursa olsun ezilen halkların zulme ve sömürüye karşı mücadelesini destekler. Bu yüzden biz MHP’nin, CHP’nin, AKP’nin kardeş kürt halkına karşı yürüttüğü savaşa hayır diyoruz. Savaşın karşısında adil demokratik barışı savunuyoruz. Bu yüzden biz Dev-Lis’liler olarak Almanya’da, Hollanda’da, Bulgaristan’da Türkiye’li öğrencilerin anadillerinde eğitim görmelerini savunuyoruz ve destekliyoruz. Aynı tutarlılıkla kendi ülkemizde de Kürt’lerin, Laz’ların, Çerkez’lerin anadilde eğitim hakkını savunuyoruz. Anladık ki Kemalizm solculuk değil. Çünkü Kemalizm patronların ve ezenlerin düzeninden yana. Biz düzene karşıyız.yıllarca kandırıldık. Kendimizi Kemalist, kemalizmide solculuk sandık. Fena aldandık. Anladık ki kandırılan Mustafa Kemal’i bayrak yapan ülkücüler değilmiş. “Söz konusu kemalizmse ülkücüler ve Kemalistler omuz omuzaymış.” Bizim yolumuzu aydınlatan nutuk değil Marx’ın, Engels’in, Lenin’in tezleridir. Biz Kemalist değil devrimciyiz. Bu düzeni değiştireceğiz… YAŞASIN DEVRİM 3 yorum var - 29 Haziran 2008 00:33DEV-LİS ÜZERİNE DEV-LİS ilk olarak 1969 yılında üniversitelerin devlet tarafından kapatılmasıyla birlikte, DEV-GENÇli militanların kurduğu bir lise örgütlenmesidir. DEV-LİS 1980 askeri darbesine kadar örgütlenmesini sürdürmüş ve Türkiye'nin dört bir yanına yayılmıştır. Bulunduğu liselerde boykotlar örgütlemiş, liselerin sorunlarına değinmiş, mücadelesinde her zamanda militan duruşunu sergilemiştir. DEV-LİS'i kuranlar kızılderede Mahirlerle birlikte hain tuzaklarda katledilmiş ve 1980 askeri darbesinin ilk şehidini DEV-LİS vermiştir.(Necdet ADALI) 12 Eylül öncesi DEV-LİS Antalya'da imam hatip dahil olmak üzere bütün liselerde vardı. Kanlı 77 1 Mayıs'ından sonra Samsun'da yapılan 78 1 Mayısına Karadeniz DEV-LİS altı bin kişi katıldı. 12 Eylülden sonra 1996'ya kadar DEV-LİS sessiz kaldı ve 1996 yılında yaptığı toplantıyla yeniden dirilme kararı aldı. DEV-LİS yeniden dirildikten sonra günümüze kadar örgütlenmesine hız verdi. Şu anda DEV-LİS Türkiye'nin bin lisesinde örgütlenmiş durumda. Geçenlerde Samsun Anadolu Lisesinde kız meselesi sebep gösterilerek kurşunlanan iki gençte DEV-LİS'liydi gençler kız meselesi yüzünden değil politik sebeplerden öldürülmüştür, kurşunu sıkanda ülkü ocaklarınına giden bir kişidir. DEV-LİS geçen yıla 'Demokratik lise sınavsız üniversite' kampanyasıyla girmiştir. Bu yılada Eşitlik adalet ve özgürlük istiyoruz kampanyasıyla başlamayı hedeflemektedir. DEV-LİS'İN TEZLERİ ( 14 Mayıs 2005 günü Türkiye'nin bir çok yerinden gelen DEV-LİSliler Ankara'da kurultay topladılar. Önümüzdeki mücadele sürecinde bizlere yol gösterecek kararların alındığı kurultay, sonuçlarını hep birlikte pratiğe dönüştürebildiğimiz oranda gerçek anlamına kavuşacakır.) 1)Meslek Liseleri:Meslek liselerinde okuyan öğrenciler bütün liselerin yaşadığı gibi genç olmaktan kaynaklı sistemle bir çok çelişki yaşamaktadır. Bunun yanında diğer liselilerden farklı olarak emek sömürüsüne maruz kalmaktadırlar. Asgari ücretin 1/3 oranında bir para karşılığı işyerlerinde en ağır şartlarda sömürülen meslek liseliler Dev-Lis'in örgütlenme şiarını yükseltmeyi düşündüğü önemli bir zemindir. Dev-Lis kendisini meslek lisesi öğrencilerinin mücadelesinin sözcüsü haline getirmeyi hedeflemektedir. Bu yönde staj ücretlerinin en az asgari ücret seviyesine getirilmesini, staj yapan öğrencilerin sigorta hakkının tanınmasını ve meslek lise öğrencilerinin sendikal faaliyete katılma hakkının tanınmasını savunmaktadır. 2)Yoksul Öğrenciler Lehine Pozitif Ayrımcılık: Dev-Lis yoksul öğrenciler lehine pozitif ayrımcılığı savunmaktadır. Okullardaki bir takım olanaklardan (kütüphane, bilgisayar, spor tesisi vb.) öncelikle yoksul öğrenciler yararlanması için mücadele karar altına almıştır. 3)Liselerde Öğrenci Denetimi: Dev-Lis liselerde öğrenci denetimini savunmaktadır. Liselerde idarenin belirlediği değil öğrencilerin kendi oylarıyla belirlediği ve eğitim öğretim geleceğine dair söz ve oy hakkı olan, öğrenci temsilcilerinin okul yönetimine aktif katılımını ilke olarak benimsemektedir. 4)Liselerde Dernekleşme Hakkı: Dev-Lis liselerde dernekleşme hakkını hiçbir yaş ve veli izni kısıtlamasına tabii olmadan savunmaktadır. Bu yönde dernekler kanununun yeniden düzenlenmesini savunmaktadır. Dev-Lis örgütlenmesi açısından dernekleşme kanununda istediğimiz değişiklikleri mücadelemiz yoluyla açtığımız oranda örgütsel gelişimimizin önü ciddi oranda açılmış olacaktır. 5)Kadınlar Lehine Pozitif Ayrımcılık: Dev-Lis cins ayrımcı eğitim sistemine karşı çıkarak eğitim sisteminin her türlü cins ayrımcı yorum ve bakış açısından kurtulmasını istemektedir. Kadınların binlerce yıllık sınıflı toplumlar tarihinde ayrımcılığa maruz kaldığını gören bir yerden pozitif ayrımcılık ilkesini kabul eder. Yaşamın her alanında ve kendi örgütsel yapısı içersinde kadın yoldaşlardan yana pozitif ayrımcılık tanıması gerektiğini savunur ve kendini bu yaklaşıma uygun örgütler. 6)Eğitimde Militarizm: 7)Eğitimde Şovenizm: Dev-Lis liselerdeki eğitim sisteminin şovenist ve gerici söylemlerden arındırılmasını savunur. Ülkemiz coğrafyasında yaratılmaya çalışılan şovenizm dalgasına karşı Kürt ve Türk halklarının kardeşliği şiarını yükseltmeyi hedefler. Her türlü gerici ve faşist örgütlenmeye karşı militan mücadeleyi savunur. 8)Paralı Eğitime Karşı Mücadele: Dev-Lis eğitim sisteminin özelleştirilmesine karşıdır. Eğitim hakkının hiçbir para ve kazanç değerlendirmesi içersinde düşünülmeden ücretsiz olmasını savunur. Paralı eğitime karşı mücadelede eğitim alanında yaşanan özelleştirmelerden zarar gören bütün unsurlar Dev-Lis'in doğal ittifakıdır. 9)Anadilde Eğitim: Dev-Lis herkesin kendi anadilinde eğitim görmesini, hedeflediği "Demokratik Lise" talebinin olmazsa olmaz bir ilkesi olarak savunur. Bu yönde her türlü şovenist ve gerici uygulamaya karşı mücadeleyi görev olarak belirler. 10)Anti-Demokratik Güçlere Karşı Mücadele: Dev-Lis liselerde bulunan gerici ve faşist örgütlenmelere karşı mücadele eder. Polis-idare işbirliğine karşı demokrasi ve hak arama özgürlüğünü kendine şiar edinir. Anti-demokratik güçlerin beslendiği bütün merkezleri teşhir eder. 11)Akademik Demokratik Mücadele İçin Kurumsal Bir Örgüt: Dev-Lis merkezileşmiş bir örgütlenmeyi savunur ve bu amaçla Dev-Lis merkezi organını oluşturmayı önüne hedef koyar. Bunun yanında illerde il yürütmeleri ve onun altında okul komiteleri şeklinde örgütlenmeyi hedefler. Okul komiteleri birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf ve hazırlık komiteleri şeklinde alt komitelere bölünebilir. Dev-Lis'in periyodunu merkezi organının belirlemesi koşuluyla raporlu çalışmayı hedeflemelidir. 15 yorum var - 28 Haziran 2008 19:54
Dev-Lis Tarihinden Kesitler VARDIK, VARIZ, VAROLACAĞIZ ! NOT; yazi www.devlis.org sitesinden alinmistir. 13 yorum var - 07 Haziran 2008 05:40Titreyen Islak Mum Isigi O kadar yorgunum ki artik hayattan dusunmekten hayatin bana dayatmis oldugu "seylerden" bedenim felc gecirmis durumda. Bedenimin tum kaslari kasilmakta, tum bu kasilmalar ise birer cam parcasi olup kalbimi parcalamakta.
Kalbimi parcalarken karsimda nazli nazli dalgalanan ve her dalgalanmasinda benimle dalga gecen urkek, narin bir o kadar da tutkulu yanan mumum. Beni herseyden herkesten cok sevdigini soylerken en cokta kendisinin atesinin beni yaktigini bir turlu anlamak istememesi ile birlikte nazli nazli karsimda oryantel dansin en ince kivrak ve estetik hareketlerini yapan mumum.
Gunler oncesinden baslayan karsilikli gerginliklerimizi tekirdag in dibinde sonlandirmanin ne anlami vardi. Bunu yaparkende hala bana seni ama en cok seni sevdim demenin ne anlami var onu anlamis degilim. Daha onceden yaktigin aydinlattigin kisilerden neden bahsedersin. Artik dayanamiyorum karsimda erim erim eriyorsun ve tekirdagin kokusu taa buraya bana kadar ulasiyor.Nazli nazli sallandigini soyledigin anda aslinda hicte nazli yada masum olmadigini anlamaya basliyorum. Sen benim mumumsun ve bende senin islak titrek isigin sen olmadan ben var olamam ki zaten. Ama ben olmadanda senin bu dunyada bir anlamin olmayacak. Durum boyle iken neden birbirimize aci cektirriz ki.
Artik senin ustunde yanarken usuyorum. Bunun olmasindan nefret ediyorum aglamak istiyorum ama aglayamiyorum. Vucudumdan cikan sular sadece usutuyor beni karsinda titreyerek dalgalanan bir alev topuna donusuturuveriyor. Beni yakarken usuten ve bunun ustunde sana yapma bunlari dedigimde ise benden ozur bekleyen sen.
Artik ne yapacagimi bile kestiremiyorum. O kadar yorgun o kadar felcliyim ki titrerken islanir islanirken urker ve urkerkende hayati akisina birakmak zorunda olan bir zavalliyi oynamak, islak bir mum isiginda titremek dusuyor bana. KIZILBELA 11 yorum var - 01 Haziran 2008 05:43Az once yahoo dan maillerimi kontrol ediyordum.Birde ne goreyim marksist ikmal yurdundan kovuldunuz gecmis olsun diyen bir mail aldim. Isin ilginci gruptan banlamam icin herhangi bir nedenin olmayisidir. En azindan ben bunu oyle dusunuyorum.Grubu kuran arkadaslar gruba davet ederlerken gerekli aciklamalari yapiyorlardi da grubtan banlarken neden en ufak bir aciklama yapma geregi duymadilar acaba ilginctir. Diger bir konu ise bu arkadaslarla yine beraber sosyalist kitaplik grubunu kurmustuk ordanda banlamislar en garibi ise aramizda herhangi bir politik tartisma bile olmadan grublardan atilmamizin yaninda kendileri arkadas listelerimizdende cikip gitmisler.Insan en azindan nezaketen bir hoscakal der ve gerekli aciklamayi yapar diye dusunuyorum. Daha onceden yazidigimiz baska etiketlerdeki ahkamlarimizda birilerinin sikayetleri uzerine silinmis. Ama agir hakaret yada tehtit olarak algilanan ahkamlarimiz yeri geldiginde en hafif olanlari. Acaba kilici elinde tutan moderator arkadaslarimiz birilerinin yakin dostlugunu goz ardi edemeyip onlarin istekleri uzerine mi ahkamlari silip insanlarin hesaplarini donduruyorlardi. Sosyomat iliskileri her gecen gun garip bir hal almakta ve buna anlam vermekte zorlanmaktayim. Merak ediyorum benim gibi zorlanan arkadaslar var mi? buralarda 5 yorum var - 26 Mayıs 2008 08:45PART 1: Anlamsizliklar ve Ben Yine anlamsiz saatlerle basbasayim. Karsimda duran sandeyede oturmuslar ve bana bakiyorlar. Anlamsiz sekilde yine sabahladim hava aydinlanali cok oldu. Zaten biliyor musun burada hava geckararip erken aydinlanmakta. Eskinde gunes hic batmiyormus bu ulkenin ustunde ama simdi kisa sureliginede olsa doga anaya karsi gelmeyi birakmis ve kisa sureligine gunes batislari yasamakta. Anlamsiz bir sekilde internet sayfalarinda yer alan diger sayfami geziyorum ve benim ruh halimi hicte yansitmayan sarkilar dinliyorum. Niye mi? Bilmiyorum. Birden gozumun onunden eski sabahlamalarim geciyor. Ama o zamanlar anlamlari vardi sabahlamalarimin. Bir araya geldigimiz yoldaslarla sohet eder, politik tartismalar yasar yada yeni cikacak olan dergiye yollayacagimiz yazilara karar verirdik.mahalleye cikar, geceleri insanlar uyurken bizler mahallemizi afislerimizle susler kavgaya hazirlardik. Duvarlara imzalarimizi atardik. Ama simdi; lanet olasi bir odada tek basimayim veyaptigim tek sey internette dolasmak anlamsiz olan saatlerle karsilikli zaman gecirmek. Ve birden kulagima “kizildere adin ahire kalsin” diyor bilgisayardan yukselen ses. PART 2: Umudum Var Sesleri duyduktan sonra aklima “insan sadece mezarda yanlizdir” lafi geliyor. Evet umudum var ve duy sesimi diyorum. Cunku bu sevda bitmiyor sen benim elimi, sesimi ve nefesimi tuttugun surece bizim olan bu sevdamiz bitmeyecek. Kendini hissettirdigin surece zafer bizim icin yakindir cunku artik anlamsiz yanlisliklar yasamayacagim. Seninle beraber bin sevda oluverdik cunku kirdim zincirlerimi ve yanina kostum. Bizim umudumuz sevda sevdamiz ise umut idi. Iste o anda gozlerimin icine bakiyorsun olanca yoldaslik duygularinla beste beste siir siir, elimden tutup barikatin basina geciriveriyorsun beni diyorsun ki “umudun var, cunku inancin var zafer yakindir”. PART 3: Zafer Yakindir Zafere yaklastikca fark ediyorum ki aslinda evim yok, mekanim yok, irkim yok sebebi ise sevdam. Artik vatanim dunya irkim ise insanlik oluveriyor. Elimde ki alevli siseyi karanligin bagrina firlatiyorum. Gecenin karanligi bir anda sisenin icinde ki benzinin aleviyle aydinlani veriyor. Sen ise karanligi kursuna dizerek zulmun kulaklarini yirtiyorsun. Yeni bir sayfa aciyoruz hayatta tipki yeni dogan bir gun gibi tertemiz henuz yasanmamis olanindan. Birden yok oluveriyorsun yanimdan uzaklardasin gel sokul dag yuregime diyorsun basimi govdene yasliyorum alev icinde sanki bir alev kor kor yaniyor. Sen ise elinle gosterdigin daglarin doruguna gitmeken bahsediyorsun. Icin yaniyor ama disin buz gibi. Ne oldugunu anlamaya calisiyorum basimi govdenden kaldirdigimda yuzumde garip bir madde var yapiskan bir sey, renkli bir siviya benziyor elimi suratima surdugumde ise tum vucuduma yayildigini goruyorum bu garip maddenin. Soguk terler atiyoruz ben ne oldugunu anlamaya baslamisken “unutma umudun var cunku inancin var” diyorsun. KIZILBELA 4 yorum var - 22 Mayıs 2008 00:46KAZIM KOYUNCU “Karadenizliyim, muzisyenim ama herseyden once devrimciyim!” Kazim Koyuncu Tekelci medya Kazim‘ibize33 yasinda vefat eden genc bir sanatci olarak yansitti ama kendisinin de dedigi gibi o herseyden once bir devrimciydi. Bu yanini hic anlatmadilar. Simdi gelin Kazimi biraz olsun taniyalim. 1993 yilinda dunyanin ilk LAZROCK grubu diyebilecegimiz “ZUGASI BEREPE” ile tanidik onu. Laz muzigiyle rock muzigini bir araya getiren grup”Va Miskunan” adli bir albumcikartmisti. 2. albumleri ise 1998 yilinda cikardiklari “igzas” idi. Fakat grup bu albumden sonra ayrilma karari almisti. Kazim Koyuncuda ilk solo albumu olan “viya” ile muzik hayatina devam etti. Bu albumde de geleneksel Karadeniz muzigi ile rock muzigini bir araya getirdi. Kazimin ikinci solo albumu “hayde” de gulbeyaz dizisinde oynayan Sevval Sam da soyledigi Kazima turkulerle eslik ediyordu. Ayrica Kazim Koyuncu gulbeyaz ve sultan makami adli dizilerin muziklerine de imza atmisti.Kazima muzik hayatina basadigi Karadenizde halklara iliskin calismasi olup olmadigi soruldugunda verdigicevap soyleydi. “Istanbulagelince muzik yapmaya basladimda boyle bir hazirligim oldu. Yani daha onceden yoktu. Onceden derdi kitap okumak olan hayati anlamaya calisan bir insandim.Ha milliyetcilik mi dersiniz,bu baska bi sey derim.Milliyetciligin herturlusune karsiyim.Ama babaannemin konustugudilin yeryuzunden silinmesine karsi durma duyarliliginasahibim. Verecegim, verdigim cabanin karsiligi milliyetcilik olamaz. Olsaydim, Kizildereli milliyetcisi olurdum. Yani LAZ olmam tesaduftur. Laz olmak bir marifet degil yada Lazlar daha ustun degil. Yani insanin ozu heryerde aynidir.” “HAYATA KARSI SOYELEYCEKLERIM VAR” Muzige sadece muzik olarak bakmiyorum. Hangi akilla ve hangi duyguyla yapildiklari daonemli. Benim hayata karsi soyleyecek sozlerim var. Bende o soyleyecegim sozlerimianlatabiliecegim muzikler yapmak istiyorum.” Diyordu sevgili Kazim, evet hayata karsi soyledigibir suru soz vardi. Cernobil faciasindan sonra kanserli caylari halki kandirarak, tum karadenizlileri zehirleyen basta donemin bakanlarive daha sonraki hukumetler hakkinda sucduyurusunda bulunanlardandi. 26 Aralik 2004 te yapilan “sarkilarimiz irak icin” gecesinde sahne almis ve yanibasimizda isgal altindaolan bir halkin ozgurlugu icin sarkilar soylemisti.Ayni gece konserden sonra rahatsizlanarak Cerrah Pasa Tip Fakultesi Onkoloji Servisinde tedavisine baslanan Koyuncunun hastaliginin ilacla tedavi edilebilme ihtimalinin cok yuksek oldugu aciklanmisti. Kanser teshisi konulmustu. Herkes soktaydi. 28 ocak 2005 tarihinde yeni melek gosteri merkezindeki konseri, 4 subata ertelendi. Kazim Koyuncunun da katildigi bu konsere destek amaciyla grup yorum, mor ve otesi ve Haluk Levent gibi pek cok sanatci dostlari yerlerini almislardi. “HAYAT ADALETSIZDIR.” Evet hayat gercektende adaletsizdi toplumun ileri gitmesi icin ureten ve bedel odeyen insanlar bu yasamdan kolay ayriliyorlar. Ama tum hayati tuketim olan hicbir sekilde etrafinda olanlari sorgulamayan insanlar hayatta daha uzun sure yer isgal ediyor. Hayat adaletsiz oldugu kadar Kazim gibiler icinde kisadirda. “her olum erken olumdur” bizler icin cunku yapacak o kadar cok isimiz vardir ki… Ve Kazim kardesim benim, Karadenizin asi cocugu.. Haberi bile olmadan Karadenizin yesiline bir lanet gibi coreklenmis zehiri solumus yillar yili kendisi bile sonra anlamis hayatin adaletsiz oldugunu. Ve hayattan hesap sormak icin 4 subat 2005 tarihinde zipkin gibi cikiyor sahneye ve Karadenizin ritmik ezgilerini yayiyor sahneden izleyicilerin uzerine. Az konusuyor o gun kazim cunku kelimeler bogazina diziliyordu. Bir solukta konusuyor ve hemen sarki soylemeye basliyordu. Herkes pur dikkat Kazimi seyrediyordu cunku bir insanin hayattan boyle hesap sormasina cok nadir taniklik etmislerdi. Konser yerindekiler ve sahnedekiler inanilmaz duygu seline kapilmislardi. Bu duygu seli hayatin adaletsizligine vurulan bir darbe olarak Kazimda yeni bir yasam buluyordu. Bir konserin coskusunu bile esirgemisti bizden. Hayat gercekten adaletsizdi cunku Kazim sahnede sarki soylerken hastaligini yenmisti ama sakilar sustugunda Kazimda susmustu. Hastaligi yeniden nuksetmisti amah ala “hayata karsi soyleyeceklerim var” diyordu. Hayata devrimci bakiyor oylede duruyordu. Dilinde en guzel sozlerle “…dusmedim yani, bir devrimci gibi duruyorum hayatin karsisinda” diyordu. Son gunlerinde mek ve bazi seyleri degistirmek istiyordu. Yeni bir album yapmak istiyordu. “Yasarsam yaparim, yaparsam yasarim” diyordu. Kendi derdini birakip baskalarin derdini dusunurdu. Yoksullarin derdini mi dersiniz, somurulen insanlarin mi, ac insanlarin derdini mi yoksa dili yasaklanan insanlarin derdini mi… hepsine cozum bulmak istiyordu ve dusler kuruyordu hayata dair. “hep guzel olmasini istedim hayatin, devrimci oldum ama onlar bile yetmedi bana”.”Iyi bir bilim adaminin devrimci olmasi gerekiyor. Hayati yonlendiren, etkileyen,degistiren insanlarin devrimci olmasi lazim, sistemin parcasi degil”. Hayata karsi durusun devrimciydi bunu biliyorduk, bu yuzden seni boyle sevdi bu halk, bunu heryerde ifade edebilmeni sevdi.”Hayat biter” diyordun, “onemli olan yasarken neyin bitttigidir” Kazimin guzel gelecek gunlere olan ozlemi ve umudu hic bitmedi. Vet um Anadolu halklari basucuna toplanmis onbinlerce yurek ayni anda “Yasasin halklarin kardesligi” diyordu. Lazi, Kurtu, Cerkezi,Arapi,Gurcusu hepsi kendi dillerinde veda ettiler Kazima. Ve bu kardes halklar Kazimi son kez sahne aldigi Harbiyeden Kazimi omuzlarina alip, sikili yumruklar ve sloganlarla yasaklimeydan Taksime yuruyuse gecmisti. Taksime bir kez daha girmisti gelecek guzel gunlerin habercisi olan halklar, tek bir farkla bu kez omuzlarinda herseyden once devrimci olan Kazim Koyuncu ile beraber. Evet Kazim maalesef aramizdan ayrildi. Kisa yasamina sigdirdigi guzel calismalar su sozu bir ekz daha dogruluyor. “Olmek bir sonuctur.Onemli olan ne kadar yasadigin degil yasadigin sure icerisinde ne yaptigindir.” Kazim cok seyler yapti ve pek cok milletten olan halklari bir araya getirmeyi basardi.Karadenizin asi cocugu rahat uyu. O guzel gunler geldiginde hep beraber horona duracagiz, Karadenizin asi daglarinda. 27 agustos 2005 KIZILBELA 4 yorum var - 18 Mayıs 2008 04:51KAHPE KURŞUNLAR KANLARIMIZDA BOĞULDULAR. 2 yorum var - 15 Mayıs 2008 23:08SIZLERE KANIM KAYNIYOR COCUKLAR Onlar unutturmaya çalışsalar da bizleri, Biz, 'Tek yol Devrim' sloganlarımızı ısrarla yineledik. "DGM'yi ezdik sıra mess'de" sloganlarıyla inledi fabrikalar, Sizlere kanım kaynıyor çocuklar Kiminiz canciğer arkadaşısınız Bahçelievler'de katledilen 7 gencin, Belki de İsmetpaşa'da Necdet Adalı ile faşistlerin korkulu rüyasıydınız. Sizlere kanım kaynıyor çocuklar 6 yorum var - 09 Mayıs 2008 23:391 MAYIS 1880`li yillarda kucuk cocuklarin Karin tokluguna calistirildigi saglik ve isyeri guvenlik kosullarinin orgutlenme ve grev gibi temel haklari dahi tanimayan bir siyasi ve hukuki anlayisla karsi karsiya kalindigi yillardi. Gunluk 14-15 saat calisan isciler sonunda 1881 yilinda yarim milyon isciyi temsilen kurulan “orgutlu meslek ve emek birligi fedarasyonu” onculugunde ABD`nin Chicago kentinde 40 bin tekstil iscisi ile gunluk calisma saatlerinin 8 saate indirilmesi icin eylem gerceklestirildi. Ama eylem kanli bastirildi. Ayni kentte bir fabrikadan 1400 isci isten atildi. Greve cikanlara ates acildi ve 4 isci hayatini kaybetti. Abd ve Kanada`da sendikalar ve digger orgutlerin cagrisiyla 1Mayis 1886`da 350 bin isci greve cikti. Isverenler ise bu grev karsisinda cilgina donmustu. Chicago`da greve cikan 40 bin isciyi engellemek icin sokak ceteleriyle anlasti. Cetelerle isciler arasindaki kavgada polisin atesi sonucu 4 isci hayatini kaybetti. 1mayis sonrasi isten atilmalar ve baskilar yogunlasti 8 isci idam ile yargilandi ve idama carptirildi. 4 yigit isci onderi “Albert Persons, Adolph Fischer, George Engel ve August Spies idam edildiler. Mahkeme Albert Persons isimli isciden ozur dilemesi karsiliginda afedilecegini belirtti. Albert ise mahkemenin suratina o meshur sozlerini vuracakti “butun dunya biliyor sucsuz oldugumu eger asilirsam cani oldugumdan degil emekci oldugumdan asilacagim”. Onderlerin cenazelerine 100 binler katildi. 2. Enternasyonel 1889`da Paris`te duzenledigi kongrede Amerikali sinif kardeslerini desteklemek amaciyla dunya capinda eylemler yaptilar ve 1890`dan itibaren 1 Mayis`I “Uluslar arasi birlik, mecadele ve dayanisma gunu” ilan ettiler. TURKIYE`DE 1 MAYISLAR Bizde ise 1 Mayis ilk olarak Osmanli doneminde 1905 yilinda izmirde kutlandi. Istanbul`da ilk olarak 1910 yilinda kutlanmistir. 1920`de ise isgal idaresinin ve Osmanli hukumetinin yogun baskilarina ragmen isciler halicten baslayarak Karakoy uzerinden Beyoglu`na kadar yuruyus yaptilar. “Bagimsiz Turkiye” yazili bir pankart tasidilar. Ama en gorkemlisi 1976 1 mayisi idi. Miting Disk onculugunde yapilmisti ve 400 bin emekci Taksim alanini doldurmustu. 1977 1 mayisi ise tam 500 bin emekci toplamisti. Disk baskani Kemal Turkeri`nin konusmasinin sonuna dogru cevredeki binalardan halkin uzerine ates acilmis ve 37 insanimiz yasamini yitirmisti. 200`den fazla da yaralanan olmustu. 12 EYLUL 1980 ve SONRASI 12 eylulden sonra 1 mayis tamamen yasaklanmisti. Buna ragmen kisa sureli is birakmalar ve bildiri dagitilmalari gibi etkinlikler yapiliyordu. Ulkede bircok yerde korsan gosterilerle bedel odemek pahasina 1 mayislar kutlanilmaya deva etti. 1980 sonrasi en kitlesel 1mayis 1996`da Istanbul Kadikoy`de kutlandi. Yaklasik 150 bin insana alana akin etti. Ama yine atesler acildi ve 3 kisi yasamini yitirdi. Daha sonraki yillarda emekciler taleplerini Kadikoy`de ve Sisli Abide-I Hurriyet meydaninda haykirdilar. Ta ki 2007 1 mayisina kadar 2007 1 mayisinda yogun bir saldiriya ragmen emekciler defalarca Taksim`e cikmayi basarmislar ve kizil bayragi 30 yilin ardindan taksimin gobeginde dalgalandirmislardir. (NOT: GEB`li arkadaslar her yil belli bir gucle Taksim`e cikmislardir, Haksizlik etmeyelim. Sadece kitlesel anlamda 1977`den sonra ki ilk Taksim eylemi idi 2007) KIZILBELA 12 yorum var - 09 Mayıs 2008 19:1530 MART 2008 …Iste, acilarla dolu ulkem yine sendeyim senin tam icindeyim. Hayat insana herzaman suprizler yapiyor ama tamda bugun bana bir cok supriz yapti. Ucagim gecte olsa hava alanina indi aninda disari cikip istanbula bakmak onu uzun uzadiya seyretmek duygusu kapladi birden bire butun benligimi. Kendimi hava alaninin disina hizli bir sekilde attim ve cevremi incelemeye basladim. Tam bu sirada bir ozel guvenlik gorevlisinin aslinda hicte yabanci olmadigini fark ettim. Evet evet bu bizim yoldaslardan bir tanesi idi ve bundan tam bir yil once “Kizildere`de Mahir`lerin ismini haykirmistik tum ese, dosta, dusmana. Jandarma saldirdiginda ise omuz omuza verip direnmistik. Bir anda o kareler geciverdi gozlerimin onunden. Sanirim onunda gecivermisti ki onun gozleride benimkiler gibi isil isil ve dolu dolu bakiyordu bana. Kisa candan bir sohbet yaptik ve ayrilma vakti gelmisti cunku ben “Taksim`e” gitmek orada gezip gozlem yapmak istiyordum. …Ve TAKSIM Taksim alabildigine heybetli, coskulu,ofkeli ve direngenligi ile tam karsimda duruyor. Oyle guclu bir ruzgar varki insana carptigi anda cop etkisi yapiyor adeta ama Taksim herseye degiyor. Ve meydanda agir agir yuruyorum gozum birden The Marmara otelinin caminda gezen karanlik sulietlere takiliyor irkiliyorum. O anda etrafimda tam 500 bin yoldas var. Hepbir agizdan turkuler soyleyip umudu haykiriyorlar. Derken beyaz bir Renault dikkatimi cekiyor icinde garip yuzlu “insanlar” var. Kitlenin yanindan geciyorlar. Kafami sular idaresi mudurlugune ceviriyorum ve ellerinde silahlari olan golgeler var tam o sirada Sener Sen`i goruyorum gulumsemeler saciyor etrafina. Ve birden silah sesleri duyuluyor ilki The Marmara otelinin oradan geliyor daha sonra kitle o garip yuzlu ve golgeler tarafindan capraz atese aliniyor. Herkes panik halinde Kazanci yokusuna dogru kosuyor kitlenin icinden rast gele ates edenler var panigi dahada arttiriyorlar.Sonunda panzerler ve beyaz Renault`da kitlenin arsina daliyor. Panzer tam yanimda dusen birisini ezdi, dusen birisini kaldiriyorum yine kosuyor ve yine dusuyor tamda MILITARIZME SON yazisinin yaninda dusup kaliyor. Bende kazanci yokusuna dogru yuruyorum yoldaslarimin “cesetlerinin” yanlarindan gecerekten. Kimi hala olmemis ama belli ki olecek yarasi derin, hala atesler devam ediyor. Kendimi alana hakim bir yukseltiye atiyorum herseyi, herkesi gorebiliyorum artik karanlik gucler artik islerini yapmanin “huzuru icinde” toparlaniyorlar. Haa son bir isleri kaldi zincirlere vurulmus olan dev proleter yoldasin basina bir kursun sikmak… 30 mart 2008 ruzgar oyle soguk esiyor ki tum vucudumu yakiyor. Gozlerim ofke dolu, kin dolu bakiyorum Taksim`e ofkem parmaklarimdan fiskiriyor herbiri gozyuzunu yararak yeni bir umut oluyor yuregimde. Ruzgar bedenimi oylesine dovmustu ki yuruyecek halim kalmamisti. Son kez Taksim`e dondum ve 1 Mayis`ta gorusmek dilegiyle… Bekle bizi Istanbul turkusuyle. Taksim`de israr devrimde isrardir. Devrimde israr insanda isrardir. KIZILBELA 0 yorum var - 08 Mayıs 2008 03:29ZEKI ERGINBAY ve KURTULUS Soguk ama gunesli bir Pazar gunu yonetici oldugu insaat muhendisleri odasinin Sislide`ki yerinden oda`nin cikarttigi ve editoru oldugu Teknik Guc Dergisi`nin mizampajini yaparken ogle saatlerinde kacirildi. Kacirildiginda yanliz oldugu icin kacirilisina iliskin bir taniklikta yoktu. Zeki`den 8 gun boyunca haber alinamadi. O zaman fasistlerin karargahi halinde olan Edirne Kapi Ogrenci Yurdunda sorgulandigina dair kimi ihbarlar alindi ve suc duyurusunda bulunuldu. Mulki amirlikler hicbir ciddi tedbir almadilar. Sile yolundaki Omerli Baraji`nin cevresinde bulunuldugunda ise vucudunda iskence izleri ve sol gogsune sikilmis tek bir kursun vardi. Zeki`nin olduruldugu donemdeki siyasal kosullar hatirlanirsa, “71 silahli direnisinin hemen sonrasinda gelisen ve 75-76 yillarindan baslayarak ciddi bir sol dalganin varligindan ve bu dalganin karsisina dalga kiran olarak cikarilan fasistlerin konumundan bahsedilebilir. Kurtuluscular temel siyasi gorev olarak sinifla bulusmayi, guncel siyasi gorev olarakta anti-fasist mucadeleyi onlerine koyuyorlardi. Zeki Erginbay, Kurtulusun THKPC icerisinden gelerek Kemalizm, devlet, ulusal sorun, oncu savas ve sinif hareketine yer yer elestirel yaklasimlarin netlestigi bir surecte Kurtuluscularla yolunu birlestirdi. Kurtulus kendisini kurarken birlikci bir tutumla davranmaya ve sadece geldigi gelenekten insanlarla bulusmaya degil sosyalist hareketin diger geleneklerinden gelen insanlarla bulusmaya ozen gosteriyordu. Kuskusuz o donem sahip oldugu sosyalizm anlayisi, bu cabalarini sonucsuz da birakacakti. Zeki, TIP`liydi ve74`den sonra Genc Sosyalistler Birligi`nin icinde calisiyorlardi. Zeki Erginbay anti-fasist mucadelenin en onundeydi, hem ITU de hemde IMO`da bu gorevi layikiyla yerine getiriyordu. Katledilmesinden once IMO`nun Istanbul sube kongresine fasistler ve gericiler cihad cagrilariyla butun guclerini yigmislar ama Zeki`nin buyuk cabalariyla kongreden devrimciler kazancli cikmislardi. Kuskusuz Zeki`nin Kurtulusun kendini var etmesindeki yeri ve katkilari onun katlini bir rastlanti olmaktan cikartiyordu. Belki katledilis bicimi ile o gunun kosullarinda Zeki bir ilkti ama daha sonrasinda defalarca onlarca devrimci demokrat ayni yontemle katledildiler. Susurluk skandali ile ortaya dokulenler Ankara Balgat`ta evleri basilarak oldurulen 7 TIP`linin katillerini ve devletin kurumlariyla iliskilerini birkez daha gozonune serdi. Dolayisiyla Zeki`nin katillerini bulma cabasi da tam buradan baslamalidir. Bugun ise ulkemizde yuzlerce “faili mechul” var dahasi 80 oncesin pek rastlanmayan onlarca kaybedilme var. Bugun Zeki`lerin bedenleri bile bulunamiyor ve devlet, kayiplarinin sonlarini ogrenmek isteyen kayip yakinlarina tahammul bile edemiyor. Kayip yakinlari, insan olmanin entemel haklarini bile kullanmakta olmadik zorluklarla karsilasiyor. Bugun Kurtuluscular icin temelsiyasi gorev dun ne ise yine o. Guncel siyasi gore ise “ordu-buyuk sermaye” ittifakina karsi siyasal demokrasi mucadelesinin yurutulmesidir. Her sorundan yola cikarak bu siyasal hedefe kitlenecek ve bu ittifaki geriletmek ozel onem tasiyor. Kuskusuz barisin kazanilmasi icin yurutulecek mucadele bu cerceveden ayri bir yere sahip olmalidir. Cunku “Kurt sorunu” ordu sermaye ittifakinin yumusak karnini olusturmaktadir. Nasil dun anti-fasist mucadeleyi sinif hareketinin gelistirilmesi icin bir manivela olarak algiliyorsak, bugunde barisin kazanilmasini ve suren kirli savasin adil demokratik bir cozume ulatirilmasinin ordu sermaye ittifakina karsi siyasaldemokrasi mucadelesinin yukseltilmesinde ozeloneme sahip oldugu bilincinde davranmaliyiz. Eger Zeki yoldas yasiyor olsaydi onunda boyle yapacagindan kimsenin suphesi olmasin. KIZILBELA 0 yorum var - 19 Mart 2008 02:38Cezadır, insanı sevdiğinden ayırmak, Çıkıp yürünecek alan kapalı, İnsanı kendi sesine kapamak, Ey karar gücü, ey eli kalemli bir dakika dur (Sennur Sezer - 2006) 0 yorum var - 19 Mart 2008 02:35TECRİT Birini sürekli izleme. Asıl bulunduğu yerden uzaklaşabilmesi için gerekli olan alandan mahrum ''İnsanların 15 gün tecritte kalarak konuşmayı nasıl unuttuklarını, daha 1977-92 yıllarında Frankfurt F tipi cezaevinde yatan Gunter Sonnenberg o ''İnsan uzun süre kapalı bir odada kaldığında, hiçbir ses duymadığı ve Anlaşılıyor ki tecriti uygulayanlar bunları yapmak istiyor. Tecrit nereden Tecrit, bir insanlık suçudur. Bu suçu işleyenler muhakkak bir gün insanlığa hesap vermek zorunda Devletler bu suçu tüm dünyada "Siyasi olarak" işlemektedirler. TECRİT SUÇTUR. (Kemal Kaplan) 3 yorum var - 14 Kasım 2007 01:16metristen munzura bir firarinin oykusu türkiye'de faşizm TROTSKYİSM MAHİR, DENİZ, İBO, SİNAN fikir klüpleri federasyonu ÜLKÜCÜ HAREKET SOSYALİZMİN ALFABESİ AİLENİN, ÖZEL MÜLKİYETİN VE DEVLETİN ORTAYA ÇIKIŞI KOMÜNİST MANİFESTO felsefenin temel ilkeleri siyasi partiler uygarlık tarihi SİYASİ TARİH 1918'DEN 1994'E SİYASİ TARİH İLK ÇAĞLARDAN 1918'E DİRİLİŞ AZ GELİŞMİŞ ÜLKE MİLLİYETÇİLİĞİ AKÇASAZIN AĞALARI 1-2-3 YENİLGİDEN ZAFERE ÇOCUKLUĞUM YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT BU DİYAR BAŞTAN BAŞA 1-2 BİZİM 68 TANYERİ HOROZLARI KARINCANIN SU İÇTİĞİ FIRAT SUYUKAN AKIYOR BAKSANA BİN BOĞALAR EFSANESİ İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR ADRESSİZ SORGULAR KIRILMA NOKTASI 1977 1 MAYIS 1 yorum var - 14 Kasım 2007 01:10September 22 Merhamet hür Dünyaya bu kadar mı IRAK ' ta? Ben Basralı Ömer, Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks. Önce demokrasi yağdı göklerimizden, Sonra özgürlük geçti üstümüzden Palet palet. Ve insan hakları Namlularından Saniyede bilmem kaç adet. Demokrasi bizim eve de isabet etti Bir gün sonra anladım koptuğunu ayaklarımın. Tam onsekiz adet insan hakları saymışlar Vücudunda babamın. Annem yoktu zaten Ben doğarken ilaç yokluğundan ölmüş Ambargo falan dediler ya Anlamadım çocukluk aklı işte Oluşmadan sökülmüş. Sizde de barış böyle midir Mr. Franks? insan hakları çocukları yetim Ve ayaksız bırakır mı orda da? Düşer mi ayın kan gölüne aksi Güpegündüz düşer mi Pazar yerine demokrasi? Zenginlik insanları korkudan uykusuz bırakır Kuşlar gökyüzünü terk eder mi orda da? Babamla mırıldandığım son dua dilimde ayaklarımın hastanede Ve giymeye kıyamadığım pabuçlar Kaldı elimde. Çocukların var mı Mr. Franks? Al, oğluna götür onları bari ise yarasın Kim bilir belki baktıkça Bazen beni hatırlasın. Bu nasıl demokrasi Mr. Franks? Düştüğü yeri yaktı Merhamet hür Dünyaya Bu kadar mi IRAK ' tı? size |