BLOG

18 yorum var - 01 Ağustos 2008 03:59

80darbesiyle idam edilenDev-Lisli yoldaşımız ADALI

Necdet Adalı (1958; ö. 8 Ekim 1980) 12 Eylül rejimi tarafından idam edilen Kurtuluş örgütü(ve Dev-lis) Devrimci militanıdır. 12 Eylül rejiminin idam ettiği ilk kişidir.

Adalı 1977 yılında Ankara'da Yıldırım Beyazıt Lisesi'nde öğrenciyken Ankara İsmetpaşa'da bir kahvehanenin taranması olayıyla ilgili olarak tutuklandı ve yargılandı. Ulucanlar Cezaevi'nde tutuklu bulundu. Bu sırada gerçekleştirilen bir firar eylemine "nasıl olsa suçsuzluğunun anlaşılacağını" ileri sürerek katılmadı.

Kendisini yargılayan mahkeme başkanı Albay Hamdi Sevinç'in Adalı'nın suçsuz olduğunu ileri sürmesine karşın, mahkeme heyeti tarafından suçlu bulundu. Karara şerh koyan Sevinç bu tutumu nedeniyle ceza aldı ve daha sonra ordudan istifa etti.

Adalı 8 Ekim 1980 tarihinde Ulucanlar Cezaevi'nde asılarak idam edildi. Nevzat Çelik'in yazdığı ve daha sonra Ahmet Kaya tarafından bestelenen "Şafak Türküsü" şiiri Adalı için yazılmıştır.
Şafağın türküsü: Necdet Adalı!

Sermaye devletinin katliamcı politikalarının bir sonucu olarak Necdet Adalı 7 Ekim’i 8 Ekim’e bağlayan gece idam edildi. Tarihe 12 Eylül’ün ilk idamı olarak geçen Adalı, devrim ve sosyalizm mücadelesi uğruna ölümsüzleşenler kervanına katıldı.

‘70’lerin sonlarına doğru çatışmaların derinleştiği süreçte Ankara İsmetpaşa’da bir kahvehane tarandı ve MİT’ten olduğu söylenen 2 kişi burada öldürüldü. Necdet Adalı, henüz 19 yaşında genç bir devrimci olarak bu olaydan sorumlu tutuldu ve 1977 senesinde idamla yargılanmak üzere cezaevine kondu.

Yargılama süreci oldukça şaibeli geçti. Adalı, devrim mücadelesini sahiplenen, bu tutumundan geri düşmeyen bir tutum sergiliyor, ancak İsmetpaşa’da gerçekleşen eylemle ilişkisi olmadığını da ısrarla vurguluyordu. 12 Eylül sonrasında da devam eden yargılamanın hakimi Albay Hamdi Sevinç de Adalı ile hemfikirdi ve Adalı’nın idamına ilişkin karara şerh koydu. Ancak Genelkurmay, Adalı’nın idamında kararlıydı. Ve ortada tek bir delil yokken, tek bir tanık yokken, genç bir devrimci idam sehpasına yollandı. Bu olayın üzerine Albay Hamdi Sevinç istifa etti.

Necdet Adalı cezaevi günleri boyunca devrimci duruşunda ciddi bir kararlılık gösterdi. ‘Suçsuz olduğunu’, bilinçli bir biçimde üzerine bir suç yıkıldığını ısrarla vurguladı. Hatta Adalı cezaevinden kaçma olanağını bile geri çevirdi. ‘Suçlu değilim, kaçmayacağım’ diyerek bile bile ölümün üzerine yürüdü.

Ancak Adalı’yı cezaevinde gören hiç kimse O’nun ölüme gün sayan biri olduğuna hüküm getiremezdi. O; yaşama sıkı sıkıya bağlı, neşeli, hareketli bir gençti. Cezaevi koşulları izin verdiği ölçüde sohbetinden, sporundan, kitaplarından hiç vazgeçmedi.

Adalı’nın idamına tanıklık edenler O’nun elleri bağlı olmasına rağmen urgana boynunu kendisinin geçirmeye çalıştığını anlatır! O ana tanıklık edenler; Adalı’nın ayağının altındaki sehpayı kendi devirdiğini anlatır! Boyu uzun olduğu için celladının idamı dahi nasıl yüzüne gözüne bulaştırdığını anlatır!

Adalı ölümünden birkaç gün önce ailesine yazdığı mektubunda "Sevgili anneciğim ve babacığım, sizleri ve ezilen halklar adına mücadeleyi, erken bırakmak zorunda kaldığım için üzgünüm, ama bundan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadan ve şu kısa yaşamım içerisinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ezilen halklar adına verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım ve bundan dolayı gurur duyuyorum. Hakim sınıfların göstermek istediği gibi bizler hiçbir zaman savunmasız insanlara karşı katliam girişiminde bulunmadık.

Fakat onların bizi böyle göstermeleri ve faşistlerle bizi aynı kefeye koyarak cezalandırmaları, bizim nezdimizde ezilen halkların mücadelesine yapılan bir saldırıdır.

Anneciğim ve babacığım; sizlere kısaca bahsettiğim gibi hiçbir pişmanlık duymuyorum. Sizlerin de ezilen halklar uğruna verilen mücadelede katledilişimden dolayı üzülmemenizi ve bundan gurur duymanızı bekliyorum” diyerek dönemin politik atmosferinin genç yaştaki devrimcilere nasıl bir bilinç aşıladığını da belgelemiş oldu.

Adalı’nın idamından yıllar sonra İsmetpaşa’daki kahvehanenin taranması ile ilgili yeni yargılamalar, yeni sanıklarla yapıldı. Adalı’nın idamına gerekçe gösterilen olayla ilişkisi olmadığı açığa çıktı. Yani 20’li yaşlarda bir gencin “adli hata”ya kurban gittiği söylendi. Ve dosya kapandı!

Bu idamların baş sorumlularından Kenan Evren, ‘asmayalım da besleyelim mi?’ yaklaşımını korumuş ve yıllar sonra bile idamlarla ilgili zerre pişmanlık duymadığını açıklamıştır. Sermaye düzeninin katliam politikalarının, eli kanlı bir sözcüsü tarafından itiraf edilmesi anlamına gelen bu sözler; aynı zamanda Adalı’nın ve daha nice yiğit devrimcinin keyfi bir şekilde nasıl yargılanmadıklarının ispatıdır. Zira sermaye düzeni Adalılar’ı salt devrimci kimliklerinden dolayı idam etmiştir! Bu koşullar altında Necdet Adalı sermaye düzeni ile devrim ve sosyalizm mücadelesi yürütücülerinin arasında halen daha süregelen şiddetli çatışmada şehit düşmüştür.

Babasi Ismail ADALInin "DBGB ve MGKB"na yazdigi mektup

DEVLET BASKANLIGI GENELKURMAY BASKANI ve MILLI GUVENLIK KONSEYI BASKANLIGINA ANKARA

Oglum Necdet Adali hakkinda verilen idam hukmunun Milli Guvenlik konseyi tarafindan onaylandigini ogrenmis bulunuyorum. Oglumun suclu yada sucsuz oldugu konusunda bir sey soylemiyorum.Ancak bir baba ve bir insan olarak olum cezalarinin insani olmadigina inaniyorum. Sizde bir baba olarak evlat acisinin ne oldugunu tahmin edersiniz..Acimi icime gomuyor, son olarak ogumun idaminin engellenecegine iliskin inancimi koruyorum.

07.10.1980 ANKARA

ISMAIL ADALI

Necdet yoldasin son yazdigi mektuba linkten ulasabilirsiniz
http://www.box.net/shared/en1ue7hgjg#1:10452449:105416447
Necdet yoldas ile ilgili diger belgelere linkten ulasabilirsiniz.

http://www.box.net/shared/en1ue7hgjg#1:10452449

8 yorum var - 21 Temmuz 2008 04:14

TANRININ ATESI

Tanrilardan caldigim,

Ates yakacaktir beni,

Ama aydinlatacak

Halkimizi

( guzel annemi)

Gok yuzune dokunmak gibi,

Ay bir kadin gibi,

Gulumsuyor

Aydinligi karanligin icinde

Aramak

Ruzgar daglarin beline,

Bir kemer gibi dolaniyor.

Su serperek gunes sonmez,

Olumlerden yasam yesermez.

Aglayan guluslerde,

Olulerin halaylarinda.

Seni gordum dun gece,

Daglarin kokusunda.

KIZILBELA

Temmuz 2003

aferim18

MAHIRIM

4 yorum var - 10 Temmuz 2008 02:39

Alnı yukarda
Kırmızı boyun atkısı Rüzgarda yürüyor Yürüyor
Adım adım Yürüyor
Ağır ağır yürüyor
Rüzgar deniz gibi köpürüyor Esiyor deniz rüzgar gibi
Akıyor iki yandan Işıklar düşen yıldızlar gibi
Sesler geliyor derinden
Kalbin uzak sahillerinden
Nereye gidiyorsun yavrum benim, nereye? Dön sevgilim
Dön kardeşim
Dön evimin erkeği, dön geriye
Yürüyor o
Islıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak Yürüyor
Gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak yürüyor
Adım adım Yürüyor
Ağır ağır yürüyor
Kim bilir
Belki bir daha sokamayacak parmaklarını
Dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına
Ve, belki bir daha altında yatıp
Güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi Bakamayacak gürgen ağaçlarına
Yürüyor o
Yürüyor açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları Ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları
kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık
işitmiyor artık
Hep aynı tahta masanın başında akşamlayan Hasta topal dostların
Kalbe karanfil ruhu gibi damlayan sözlerini
Çıplak iki bıçak gibi çekmiş Yüzünde gözlerini
Yürüyor düşmana doğru Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır yürüyor

Yürüyoruz yolumuzda önderlerimiz
ULAŞ' larımız, MAHİR'lerimiz, CEVAHİR'lerimiz.
sizler
Özgürlüğün doyumsuz tohumları gibi Düştünüz toprağa,
Bire bin verdi başaklarınız
Kaldırın yattığınız yerden başınızı Kaldırın, bakın,
Bıraktığınız yerden yürüyor yoldaşlarınız

Sen dalga dalga
Sen köpük köpük
Sen azgın Karadeniz gibi korkusuz DENİZ' im Kara yağızım, delikanlım

Sen yeleleri alevden ARSLAN' ım Faşizmin kurşunlarını
Çürümüş dişi söker gibi
Midesinden söken yiğidim

Sen HÜSEYİN' im, Sivaslım
İnanmış kavga neferim benim

Sen militanım
Yavruma ismini verdiğim ULAŞ' ım
Simgesi kurtuluşumun arslan gardaşım Hiç yılmadın oligarşinin zindanlarında
Kalbin dışarda attı durmadan biliyorum
Ve çıkınca oradan dışarı kaptın mavzerini, Düşene kadar, hiç bırakmadan
Sen
Kavganın, kavgamızın en şanlı bayrağı Onur simgemiz CEVAHİR' imiz
İki dostun vardı hayatta Halkın ve mavzerin
Kurtarmak için halkını
Bu kula kul yaşamdan Getirmek için kızıl aydınlığı
Bir dakika bile terketmedin onları Ne mavzerini ne halklarını
Sen kalbimizin ölümsüz CEVAHİR'i
Sizler, çorak Nurhakların
Yaprak dökmeyen selvileri Makinelilerin namlularına
Göğüslerini açarak yürüyen neferlerimiz
SİNAN' ımız, KADİR' imiz, ALPARSLAN' ımız
Ne güzeldir dağların doruklarında Halkımızın yanında,
Onların yaşadığı yerde ölmek

Koçlarım, kalbimden kokusu çıkmayan gülüm
Bize de gelsin korkmadan, çekinmeden
Eğer bu kadar şerefli gelecekse ölüm
Siz ON'larımız
Kızılderenin kan çiçekleri
Beyaz bir tek gül açmadı Niksar'da düştüğünüzden beri
Pek yeşil değildi kuşatıldığınız köy Ama yemyeşil olmuştu
Asker elbisesinden, tanktan, askeri araçtan
Yeşildir ya hani hepsinin rengi bu saydıklarımın
Ama hiçbir insan
Bir ağacın yeşilinden aldığı zevki Alamaz onlardan
Tek tek sayacağım isminizi usanmadan
Ve hiçbir işten onur duymayacağım
Sizin isimleriniz kadar duyduğum onurdan
HUDAİ ARIKAN, ÖMER AYNA, ClHAN ALPTEKİN, SAFFET ALP, AHMET ATASOY, SİNAN KAZIM ÖZÜDOĞRU, NİHAT YILMAZ, SABAHATTİN KURT, ERTAN SARUHAN, MAHİR ÇAYAN.
Kan çiçekleri Kızılderenin, önderlerimiz
Kuşatılmıştınız, mahsurdunuz Ama yine de tir tir titriyordu
Karşınızda sırmalılarımız
Ölümün en güzelini gösterdiniz bize En yücesini, en şereflisini
Korkmadan, yılmamacasına, yani dövüşe dövüşe
En güzeli ölümlerin, vuruşa vuruşa
Sen kasketlim
Tunceli dağlarına kazıdılar ismini
İşkence masalarının en korktuğu adam KAYPAKKAYA 'm
Ezbere biliyor herkes seni
Düştüğün zaman işkence tezgahlarına Sır vermemek için düşmana
Hiç umursamadığın kopmuş parmakların Hiç çıkmadı aklımızdan
Canını veren sır vermeyen yoldaşım KAYPAKKAYA 'm

Sen yirmi bir yaşındaki büyük adam NİZAM
Başına ne zaman yıkılacağını bilmediği Bir göz gecekondusunda
Ağıtlar yaktı ardından Gültepe halkı Nasıl sevmişlerdi seni
Nasıl da kendilerinden bellemişlerdi
Nasıl kaçmıştı boyunları köpek kolyeli faşistler
Kavgan burada durmayacak Silahın yerde kalmayacak
Sen ÇAYAN' ım
Yolunda yürüdüğüm önderim
Her dediğini bir bir bebeme bellettiğim
Büyük büyük yazmıştı gazeteler Yakalandığın günü
Biz kulağımız radyoda Kaçacağın,
O zindanı deleceğin günü sabırsızlıkla bekledik
Sen nasıl CEVAHİR ' i kalbine gömerek gittiysen adaya
Biz de seninle varabilmek için oraya Can attık, can verdik
MAHİR 'im
Senden öğrendik mavzer tutmasını Türkü söylemesini
TEK YOL DEVRİM diye haykırmasını
Senden öğrendik her şeyin en güzelini, en iyisini
Dönmeyeceğiz yolundan bir tek saniye olsun
Durmayacağız,duraklamayacağız, durduramayacaklar
Hiç bir şeyle kesemeyecekler önümüzü
Öleceğiz, dirileceğiz, yeniden öleceğiz .
Ama başaracağız
Ve bu ülkenin en güzel yerine Senin ismini
Altın harflerle yazacağız .
[img]
(alintidir)

13 yorum var - 04 Temmuz 2008 23:00

KADIN KURTULUS MARSI

SUSKUN DEĞİL,MUTSUZ DEĞİL
EVLER DEĞİL ARTIK DÜNYAMIZ
TARİH KADAR BÜYÜK ACIMIZ
KAVGALARDA ARTIK BİZDE VARIZ!

SONSUZ DEĞİL KÖLELİĞİMİZ
ARTIK AÇILDI GÖZLERİMİZ
ELDE PANKART SOKAKLARDAYIZ
KAVGALARDA ARTIK BİZDE VARIZ!

HAYDİ ÖZGÜRLÜĞE,SOKAĞA,HAYDİ KAVGAYA!
HAYDİ KURTULUŞA,EL ELE ÖZGÜR GÜNLERE!

BİLİNÇLİ KADIN OLMAK GÜZEL
KORKMADAN YAŞAMA SARILAN
TARLALARDAN FABRİKALARA
ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN HEP SAVAŞAN.

SONSUZ DEĞİL KÖLELİĞİMİZ
ARTIK AÇILDI GÖZLERİMİZ
ELDE PANKART SOKAKLARDAYIZ
KAVGALARDA ARTIK BİZDE VARIZ!

HAYDİ ÖZGÜRLÜĞE,SOKAĞA,HAYDİ KAVGAYA!
HAYDİ KURTULUŞA,EL ELE ÖZGÜR GÜNLERE...

22 yorum var - 30 Haziran 2008 23:39

Kemalizm Sol mu?

Gördüğümüz en büyük mitinglerdi. Çağlayan’da, Kızılay’da, Gündoğdu’da onbinler, yüzbinler, gazetelerin abartmasıyla milyonlar alanları doldurmuştu. Herkes Atatürkçüydü, herkes laikti ama hiçbiri demokrat değildi. Kimler yoktu ki, koca koca pankartlarıyla sendikalar, üniversite hocaları, lise hocaları, ilköğretim öğretmenleri. Kimler yoktu ki, askerler, siviller, sivil polisler, CHP’liler, MHP’liler… Atatürk’ün partisi altı okunun yanına MHP’nin üç hilalini yapıştırmıştı. Ülkücülük Atatürkçülükle, faşizm Kemalizmle buluşmuştu. Ve bu görüntü nedense kimseyi şaşırtmamıştı. Sadece kafamız biraz karışmıştı. Çünkü biz Atatürkçülüğü solculuk sanmıştık. Fena aldanmıştık.

Aslında kafamız duvarları, köprü ayaklarını süsleyen MHP afişleriyle karışmıştı. Çünkü faşist MHP Mustafa Kemal’in resmini ve sözünü kendisine bayrak yapmıştı. Oysa babalarımızdan duymuştuk, bir yerlerde okumuştuk faşistler solculara düşmandı. Faşizm Kahramanmaraş, Çorum, Sivas katliamıydı, zorbalıktı, kandı, ölümdü. Fena kızmıştık. Nasıl olurdu da ülkücü faşistler Atatürk’ü kendilerine bayrak yapardı. Biz mi yanılmıştık, ülkücüler mi kandırılmıştı? MHP’mi solculaşmıştı yoksa Atatürkçülük gerçekten solculuk değimliydi? Çünkü faşizm ve solculuk, ırkçılık ve devrimcilik buzla ateş gibi, siyahla beyaz gibi, ölümle yaşam gibi bir araya gelmesi mümkün olmayan farklı unsurlardı. Yanlış neredeydi? Öğrendik, yanlış bizdeymiş. Atatürkçülük hiçte sanıldığı gibi solculuk değilmiş.

Solculuk bizlere Fransız devriminden miras kaldı. Devrimden sonra kurulan parlamentonun sol tarafında jakobenler (işçiden, emekçiden, köylüden, yoksuldan ve ezilen halktan yana olanlar) sağ tarafında ise jirodenler (zenginden, patrondan, sermayeden, ezenden ve milliyetçilikten yana olanlar) oturduğu için o günden bu yana işçiden emekçiden, ezilenden yana olanlara solcu, zenginden, patrondan, milliyetçilikten yana olanlara ise sağcı denmiştir.

Atatürkçülük solculuk değildir. Çünkü TC kurulduğundan bu yana kapitalist bir devlettir. Kapitalizm, işçilere düşmandır. Yoksullukla zenginlik arasındaki uçurumun derinleşmesinden, sermayenin işçiyi sömürmesinden yanadır. Atatürkçülük solculuk değildir çünkü TC’nin kuruluşundan 1930 yılına kadar bu ülkede işçilerin sendika, grev, sözleşme hakları yasaklanmıştır. Oysa biz solculuğu, Fransız devriminde gördüğümüz gibi işçiden, emekçiden yana olmak biliyorduk.

Bu gün o alanları dolduran yüz binlerce Atatürkçü “laik” ordunun darbe yapmasını istiyor. Doğru, ordu Atatürkçüdür. Ancak bütün darbeler önce solcuları vurmuştur. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Necdet Adalı ve binlerce devrimci askeri darbelerde katledilmiş, işkence tezgahlarından geçirilmiş, faili meçhullere kurban edilmiştir. Milyonlarca insan bu darbelerden olumsuz etkilenmiş ve zulüm görmüştür. O halde Atatürkçülük nasıl solculuk olabilir? Deniz’ler, Mahir’ler, Adalı’lar eşitlik ve özgürlük için savaştılar. Onları katledenler eşitliğin ve özgürlüğün düşmanlarıdır. Yani bizimde düşmanlarımızdır. Eşitlikten ve özgürlükten yana olanların yeri darbecilerin yanı olamaz. Bizim yolumuz Mahir’in, Adalı’nın, Che Guevara’nın yoludur.

Anladık ki Kemalizm solculuk değildir. Çünkü Kemalizm zenginden ve ezenden yana. Bu düzenden yana. Bu düzen ırkçılık ve milliyetçilik demek, işçinin ve emekçinin sömürülmesi demek. Bu düzen ÖSS demek, OKS demek, her türlü eşitsiz ve adaletsiz sistem demek. Bu düzen kardeş Kürt halkının ötekileştirilmesi, savaşın ve şiddetin körüklenmesi demek. Biz düzene karşıyız. Özgürlüğünü isteyen Filistin’liden, Irak’lıdan, Lübnan’lıdan yanayız. Çünkü solcular dünyanın neresinde olursa olsun ezilen halkların zulme ve sömürüye karşı mücadelesini destekler. Bu yüzden biz MHP’nin, CHP’nin, AKP’nin kardeş kürt halkına karşı yürüttüğü savaşa hayır diyoruz. Savaşın karşısında adil demokratik barışı savunuyoruz. Bu yüzden biz Dev-Lis’liler olarak Almanya’da, Hollanda’da, Bulgaristan’da Türkiye’li öğrencilerin anadillerinde eğitim görmelerini savunuyoruz ve destekliyoruz. Aynı tutarlılıkla kendi ülkemizde de Kürt’lerin, Laz’ların, Çerkez’lerin anadilde eğitim hakkını savunuyoruz.

Anladık ki Kemalizm solculuk değil. Çünkü Kemalizm patronların ve ezenlerin düzeninden yana. Biz düzene karşıyız.yıllarca kandırıldık. Kendimizi Kemalist, kemalizmide solculuk sandık. Fena aldandık. Anladık ki kandırılan Mustafa Kemal’i bayrak yapan ülkücüler değilmiş. “Söz konusu kemalizmse ülkücüler ve Kemalistler omuz omuzaymış.” Bizim yolumuzu aydınlatan nutuk değil Marx’ın, Engels’in, Lenin’in tezleridir. Biz Kemalist değil devrimciyiz. Bu düzeni değiştireceğiz…

YAŞASIN DEVRİM
YAŞASIN SOSYALİZM

3 yorum var - 29 Haziran 2008 00:33

DEV-LİS ÜZERİNE

DEV-LİS ilk olarak 1969 yılında üniversitelerin devlet tarafından kapatılmasıyla birlikte, DEV-GENÇli militanların kurduğu bir lise örgütlenmesidir. DEV-LİS 1980 askeri darbesine kadar örgütlenmesini sürdürmüş ve Türkiye'nin dört bir yanına yayılmıştır. Bulunduğu liselerde boykotlar örgütlemiş, liselerin sorunlarına değinmiş, mücadelesinde her zamanda militan duruşunu sergilemiştir. DEV-LİS'i kuranlar kızılderede Mahirlerle birlikte hain tuzaklarda katledilmiş ve 1980 askeri darbesinin ilk şehidini DEV-LİS vermiştir.(Necdet ADALI)

12 Eylül öncesi DEV-LİS Antalya'da imam hatip dahil olmak üzere bütün liselerde vardı. Kanlı 77 1 Mayıs'ından sonra Samsun'da yapılan 78 1 Mayısına Karadeniz DEV-LİS altı bin kişi katıldı.

12 Eylülden sonra 1996'ya kadar DEV-LİS sessiz kaldı ve 1996 yılında yaptığı toplantıyla yeniden dirilme kararı aldı. DEV-LİS yeniden dirildikten sonra günümüze kadar örgütlenmesine hız verdi. Şu anda DEV-LİS Türkiye'nin bin lisesinde örgütlenmiş durumda. Geçenlerde Samsun Anadolu Lisesinde kız meselesi sebep gösterilerek kurşunlanan iki gençte DEV-LİS'liydi gençler kız meselesi yüzünden değil politik sebeplerden öldürülmüştür, kurşunu sıkanda ülkü ocaklarınına giden bir kişidir.

DEV-LİS geçen yıla 'Demokratik lise sınavsız üniversite' kampanyasıyla girmiştir. Bu yılada Eşitlik adalet ve özgürlük istiyoruz kampanyasıyla başlamayı hedeflemektedir.

DEV-LİS'İN TEZLERİ

( 14 Mayıs 2005 günü Türkiye'nin bir çok yerinden gelen DEV-LİSliler Ankara'da kurultay topladılar. Önümüzdeki mücadele sürecinde bizlere yol gösterecek kararların alındığı kurultay, sonuçlarını hep birlikte pratiğe dönüştürebildiğimiz oranda gerçek anlamına kavuşacakır.)

1)Meslek Liseleri:Meslek liselerinde okuyan öğrenciler bütün liselerin yaşadığı gibi genç olmaktan kaynaklı sistemle bir çok çelişki yaşamaktadır. Bunun yanında diğer liselilerden farklı olarak emek sömürüsüne maruz kalmaktadırlar. Asgari ücretin 1/3 oranında bir para karşılığı işyerlerinde en ağır şartlarda sömürülen meslek liseliler Dev-Lis'in örgütlenme şiarını yükseltmeyi düşündüğü önemli bir zemindir.

Dev-Lis kendisini meslek lisesi öğrencilerinin mücadelesinin sözcüsü haline getirmeyi hedeflemektedir. Bu yönde staj ücretlerinin en az asgari ücret seviyesine getirilmesini, staj yapan öğrencilerin sigorta hakkının tanınmasını ve meslek lise öğrencilerinin sendikal faaliyete katılma hakkının tanınmasını savunmaktadır.

2)Yoksul Öğrenciler Lehine Pozitif Ayrımcılık:
Kapitalist sistemin adaletsizliği ve eşitsizliği liselerde de kendini göstermektedir. Liselerde Kapitalist sistemin adaletsizliği ve eşitsizliğinden kaynaklı yoksul öğrenciler yeterli eğitim ve öğretim imkanlarından yararlanamamaktadırlar.

Dev-Lis yoksul öğrenciler lehine pozitif ayrımcılığı savunmaktadır. Okullardaki bir takım olanaklardan (kütüphane, bilgisayar, spor tesisi vb.) öncelikle yoksul öğrenciler yararlanması için mücadele karar altına almıştır.

3)Liselerde Öğrenci Denetimi:
Kapitalist sistem kendi geleceğini güvence altına alabilmek için, sisteme karşı başkaldırma potansiyelini içinde taşıyan gençliği sürekli olarak baskı altında tutmaktadır. Lise gençliği üzerinde bu baskılar daha sert bir karakter kazanmaktadır. Liselerde düşünmeyen ve sorgulamayan bir gençlik yetiştirilmektedir. 12 Eylül askeri darbesi sonrası bu bakış açısı kendisini daha açık ortaya koymuştur. Liselerde öğrencilerin denetimi yok denecek gibidir. Öğrenci temsilcileri okul idareleri tarafından belirlenmektedir. Okul idaresi karşısında öğrenci temsilcilerinin hiçbir insiyatifi yoktur.

Dev-Lis liselerde öğrenci denetimini savunmaktadır. Liselerde idarenin belirlediği değil öğrencilerin kendi oylarıyla belirlediği ve eğitim öğretim geleceğine dair söz ve oy hakkı olan, öğrenci temsilcilerinin okul yönetimine aktif katılımını ilke olarak benimsemektedir.

4)Liselerde Dernekleşme Hakkı:
Liselerde dernekleşme hakkı ülkemiz egemenleri tarafından uzun zaman liselere tanınmamıştır. Son yapılan Anayasa değişiklikleriyle birlikte 18 yaşından küçük kişilere velilerinin izniyle dernek kurma hakkı tanınmıştır. Ancak bu yaklaşım yasakçı zihniyetin bir devamıdır. Zira liseli bir gencin ailesinin izniyle dernek kurması oldukça zordur.

Dev-Lis liselerde dernekleşme hakkını hiçbir yaş ve veli izni kısıtlamasına tabii olmadan savunmaktadır. Bu yönde dernekler kanununun yeniden düzenlenmesini savunmaktadır. Dev-Lis örgütlenmesi açısından dernekleşme kanununda istediğimiz değişiklikleri mücadelemiz yoluyla açtığımız oranda örgütsel gelişimimizin önü ciddi oranda açılmış olacaktır.

5)Kadınlar Lehine Pozitif Ayrımcılık:
Özel mülkiyetten bu yana gelişen bütün sınıflı toplumlar tarihinde kadın, yoğunluğu ve şekli değişmiş olsada erkek egemen sistem tarafından sömürülmüş ve ezilmiştir. Kapitalist sistemin gelişimiyle birlikte kadın emek gücünü daha özgür satılabileceği koşullar yaratmıştır. Ancak bu durum bütün sınıflı toplumların ortak özelliği olan kadınların ezilmesi ve sömürülmesi gerçeğini dışlamaktadır. Kapitalizm koşullarında gelişen ve yaygınlaşan liselerde kadınlara yönelik cins ayrımcı ve kadınları ikinci sınıf gören uygulamalar en üst seviyededir. Ders kitaplarından başlayarak öğretmenin öğrencilerle kurduğu ilişkilere kadar cins ayrımcılığı kendini yaşamın her alanında göstermektedir.

Dev-Lis cins ayrımcı eğitim sistemine karşı çıkarak eğitim sisteminin her türlü cins ayrımcı yorum ve bakış açısından kurtulmasını istemektedir. Kadınların binlerce yıllık sınıflı toplumlar tarihinde ayrımcılığa maruz kaldığını gören bir yerden pozitif ayrımcılık ilkesini kabul eder. Yaşamın her alanında ve kendi örgütsel yapısı içersinde kadın yoldaşlardan yana pozitif ayrımcılık tanıması gerektiğini savunur ve kendini bu yaklaşıma uygun örgütler.

6)Eğitimde Militarizm:
Militarizm askeri mantıkla düşünme ve yaşamın her alanında askeri yöntemleri kullanma anlayışıdır. Kapitalist sistemin kendisinin devamı noktasında en çok destek aldığı yaklaşımlardan biri militarizmdir. Militarizm bütün toplumu ülkemiz egemen sınıflarının istekleri doğrultusunda şekillendirmektedir. Liselerde militarizmin etkisi oldukça güçlüdür. Özellikle 12 Eylül sonrası bütün lise hayatına egemen olan bir militarizm mantığı vardır.
Dev-Lis liselerdeki tek tip kıyafete ve baskıcı disiplin yönetmeliklerine karşıdır. Milli Güvenlik dersinin müfredattan çıkarılmasını savunur. Askeri zoru esas alan yöntemlerine karşı diyaloğu ve iknayı esas alır.

7)Eğitimde Şovenizm:
Şovenizm bir ulusun başka bir ulusu baskı altında tutup onun üzerinde hakimiyet kurmasını meşru görüp kabul eden anlayıştır. Şovenizm lise eğitim sistemi içersinde oldukça köklü temellere sahiptir. Ders kitaplarından, öğretmenlerin sözlü anlatımına kadar lise eğitim sisteminin her alanında şovenizm hakimdir. Ülkemiz gerçekliğinde bu şovenizm dalgasının en büyük hedefi Kürt halkıdır. Özellikle Mersin'de yaşanan bayrak provakasyonu sonrası gelişen süreçte egemenler tarafından Kürt düşmanı bir hava yaratılmaya çalışılmaktadır.

Dev-Lis liselerdeki eğitim sisteminin şovenist ve gerici söylemlerden arındırılmasını savunur. Ülkemiz coğrafyasında yaratılmaya çalışılan şovenizm dalgasına karşı Kürt ve Türk halklarının kardeşliği şiarını yükseltmeyi hedefler. Her türlü gerici ve faşist örgütlenmeye karşı militan mücadeleyi savunur.

8)Paralı Eğitime Karşı Mücadele:
Kapitalist sistem, eğitimi, üzerinden para kazanılacak bir pazar olarak görmektedir. İnsanların eğitim ve gelişiminden ziyade ne kadar kar edeceğiyle ilgilenen kapitalist sistem, eğitimi de piyasa ihtiyaçlarına göre hızla özelleştirmektedir.

Dev-Lis eğitim sisteminin özelleştirilmesine karşıdır. Eğitim hakkının hiçbir para ve kazanç değerlendirmesi içersinde düşünülmeden ücretsiz olmasını savunur. Paralı eğitime karşı mücadelede eğitim alanında yaşanan özelleştirmelerden zarar gören bütün unsurlar Dev-Lis'in doğal ittifakıdır.

9)Anadilde Eğitim:
Anadil bireyin özel bir eğitim görmeksizin kendi çevresi ve ailesinden doğal gelişim içersinde öğrendiği dildir. Bireyin kendisini en iyi anadilinde geliştireceği, birçok bilim çevresi tarafından kabul gören genel bir değerlendirmedir. Ülkemizde Kürt sorununda geliştirilen yok sayma ve baskı politikalarından anadilde eğitim talebi de nasibini almıştır. En son Eğitim-Sen'e açılan anadilde eğitim gerekçeli kapatma davası ve sonucunda verilen karar bu durumun en açık örneğidir.

Dev-Lis herkesin kendi anadilinde eğitim görmesini, hedeflediği "Demokratik Lise" talebinin olmazsa olmaz bir ilkesi olarak savunur. Bu yönde her türlü şovenist ve gerici uygulamaya karşı mücadeleyi görev olarak belirler.

10)Anti-Demokratik Güçlere Karşı Mücadele:
Ülkemizde hak arama mücadelesi içersinde olan herkes kendini demokrasi mücadelesi içersinde var etmek zorundadır. Bugün ülkemiz halkının demokrasi mücadelesi içersinde engel teşkil eden bir takım anti-demokratik güçler vardır. Bu anti-demokratik güçler liselerde de demokrasi mücadelesinin engelleyicisi konumundadır.

Dev-Lis liselerde bulunan gerici ve faşist örgütlenmelere karşı mücadele eder. Polis-idare işbirliğine karşı demokrasi ve hak arama özgürlüğünü kendine şiar edinir. Anti-demokratik güçlerin beslendiği bütün merkezleri teşhir eder.

11)Akademik Demokratik Mücadele İçin Kurumsal Bir Örgüt:
Toplumu değiştirip dönüştürmeyi hedefleyen her topluluğun örgütsel bir işleyiş ve denetime ihtiyacı vardır. Lise alanında çalışma yaparken en fazla yaşayacağımız sıkıntıların başında örgütsel süreklilik ve kurumsallaşma sorunu gelmektedir. Bu yönüyle Dev-Lis merkezi bir örgüt profili ortaya çıkarmak zorundadır.

Dev-Lis merkezileşmiş bir örgütlenmeyi savunur ve bu amaçla Dev-Lis merkezi organını oluşturmayı önüne hedef koyar. Bunun yanında illerde il yürütmeleri ve onun altında okul komiteleri şeklinde örgütlenmeyi hedefler. Okul komiteleri birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf ve hazırlık komiteleri şeklinde alt komitelere bölünebilir. Dev-Lis'in periyodunu merkezi organının belirlemesi koşuluyla raporlu çalışmayı hedeflemelidir.

15 yorum var - 28 Haziran 2008 19:54

Dev-Lis Tarihinden Kesitler
Opera Aksam Ticaret Lisesi (OATL) 1978'li yillarda (Ankara Ticaret Lisesi) Dev-Lis'in kalesiydi. 1978 öncesi okul fasist isgal altindayken Dev-Lis önderliginde verilen mücadeleyle bu isgal kirilmis ve okul Devrimci Liseliler Dernegi'nin inisiyatifine geçmisti. Okuldaki fasist isgal kirilmis ancak yasanan süreçte Dev-Lis kadrolarindan Ali Haydar Türkmen, Levent Özyörük ve Mustafa Deniz fasist namlularin hedefi olmustu. Dev-Lis, Ankara'da uzun bir süre Anafartalar caddesi ile Denizciler caddesi arasinda bir yerde, Sus sinemasi civarinda genis bir mekanda faaliyet gösterdi. Okullarda ciddi bir taban olusturmasi dikkat çekti. 12 Eylül darbesinden bir süre önce Dev-Lis binasi bombalandi, esyalar yanip kullanilamaz hale geldi. 5-6 katli olan Opera Aksam Ticaret Lisesi'nde Dev-Lis Komitesi her kattaki kat temsilcilerinin toplamindan meydana geliyordu. Ayrica Kat Temsilcilerine bagli Sinif Temsilcileri bulunuyordu. Ülke gündemiyle ilgili Dev- Lis'te tartismalar oluyor ve hareketin kampanya kararlari her alanda uygulaniyordu. Alan çalismalari yapanlar kendi alanlarinin özgünlügünü dikkate alan bir noktada çalisma yürütüyordu. Dev-Lis'lilerin mücadelesi okullariyla sinirli degildi. Dev-Lis'liler, Dev-Gör'lüler gibi mahallelerde ve ihtiyaç halinde isyerlerinin bulundugu bölgelerde de çalisma yapiyorlardi. Bu, sinifa dönük çalisma sendikal örgütlerin talepleri ve onlarin inisiyatifinde gerçeklesiyordu. Opera Aksam Ticaret Lisesinin Dev-Lis kadrolari okullarini koruduklari gibi yani basinda bulunan Turizm Ticaret Yüksek Okulu (Bu okulda Fasistlerin etkinligi vardi)devrimci ögrencileriyle dayanismada bulunuyor, onlarin okullarina giris-çikislarinda yardimci oluyorlardi. Öte yandan Anafartalar Lisesi ve Gazi Lisesi'ni fasist saldirilardan korumaya çalisiyordu. Ulus Endüstri Meslek Lisesi de (Ulus 1.Sanat) OATL gibi Dev-Lis'in kalelerinden sayiliyordu. OATL kadrolari ile Ulus Endüstri Meslek Lisesi kadrolari sürekli koordineli çalisiyor ve Ulus bölgesini kontrol altinda tutuyorlardi. Önemli günlerde okulda yapilan eylemlerin disinda Ulus'ta aksam 2-3 bin kisiye varan kitleyle korsan mitingler gerçeklesiyordu. Dev-Lis propaganda ajitasyon çalismalarina büyük önem veriyordu. Yapilan çalismalardan birisi de Belediye otobüsleri, sinema ve tiyatro salonlarinda gerçeklesenlerdi. Örnegin Opera Aksam Ticaret Lisesinden 50 kisi günün belirli bir saatinde Ulus merkezinde bulusuyor 5'er kisilik 10 ekip kurarak Belediye otobüslerine biniyordu. Belediye otobüsüne binen 5 kisinin 2'si arka kapida, 2'si ön kapida duruyor, 1 kisi ise ortada yolculara günün önemiyle ilgili propaganda ve ajitasyon çekiyorlardi. Diger bir örnek çalisma da sinema salonlarinda yapilanlardi. 15-20 kisiyle bilet parasi ödenerek sinemaya gidiliyor plan dahilinde oturuluyor, ara verilip salonda isiklar yandiginda herkes yerlerini almis oluyor, sahneye çikan Dev-Lis'li daha önce belirlenen konusmasini yapiyor ve bunun ardindan herkes bulunduklari yeri hizla terk ediyordu. Dev-Lis'in etkin oldugu okullarda uzun bir dönem sikça boykotlar yapilip ögrenciler siniflarini bosaltmislar veya bir gün öncesinden karar açiklanmis öbür gün okula gidilmemistir. Boykotlar çok fazla kullanilan bir eylem biçimi (boykot yapilan gün sayisi belki de okula gidilen gün sayisindan fazlaydi) olarak gittikçe yayginlasmis ancak süreç içinde görülmüstür ki boykot eylemi ögrencilere ve mücadeleye fazla bir sey katmiyor, tam tersi gittikçe laçkalasiyor. Daha sonraki süreçlerde boykot eylemi sik araliklarla gündeme getirilmemistir. Dev-Lis, 1 Mayislari, hareketin düzenledigi kampanyalarin disinda, tarihinin en büyük kitlesel eylemlerini Maras katliaminin oldugu 24 Aralik 1978 ve yildönümü olan 1979 yilinda gerçeklestirmistir. O günlerde okullarda formlar yapilmis ve direnisler örgütlenmistir. Direnisler yogun saldirilara ragmen saatlerce devam etmistir. Maras katliamini protesto amaciyla direnisin gerçeklestirildigi okullar daha sonra gene okulun ögrencilerinin göz altina alindigi hapishanelere dönüstürülmüstür. Bunun nedeni de o gün ülkenin emniyet saraylarinin göz altilarla dolmasidir. Opera Aksam Ticaret Lisesinde de direnis gerçeklesmis, aksam 18:30'da siniflarda bulunan siralar merdivenlerle tasinarak kapatilmis ve polisin okula girisi engellenmistir. Polis, yan binalardan okulu gaz bombalariyla teslim almaya çalismis ve saatlerce süren bir direnisle karsilasmistir. Atilan yüzlerce gaz bombasi insanlarin bu göz yasartici bombalarin etkisiyle bayilmalarina neden olmus ve polis merdivenleri temizleyerek göz altina aldigi ögrencileri okulun spor salonuna kapatmistir. Sorgu islemleri okulda devam etmis ve bir hafta sonra göz altinda kalan ögrencileri alip yeni göz alti yeri olan Etimesgut'taki Zirhli Birliklerin sinema salonuna götürülmüstür. 24 Aralik direnisinde okullarin salonlari gibi yeni göz alti yerleri açilmis, Zirhli Birlik'in daha önce askerlere sinema salonu olarak hizmet veren yer 24 Aralikla birlikte göz alti yerine dönüstürülmüstür. Sinema salonu 2 katli demir ranzalarla doldurulmus, Karayollarinda, MTA'da ve degisik isyerlerinde direnis sonucu göz altina alinan isçilerle, birçok okuldan getirilen ögrenciler -yaklasik 550 civarinda bir sayi- uzun bir süre burada göz altinda tutulmustur. Burada devam eden sorgulamanin ardindan Dev-Lis'liler Mamak Askeri Ceza ve Tutukevine sevk edilmislerdir. 24 Aralikta direnisteki Dev-Lis'lilerin sayisi binlerle ifade edilebilir. Dev-Lis'lilerin direnis ve devaminda cezaevlerine atilirken, okuyan ve direnis olacagi bilgisine sahip olan farkli çevrelerden bir avuç ögrenci, o gün okula gelmedigi ve eylemden kaçtigi gibi (Üstelik diger zamanlarda bu kesimler Dev-Lis'i sürekli pasiflikle suçlamislardir) direnisi kendilerine mal etmeye çalismislardir. Liseli gençlik örgütlerinden kimileri daha da ileri gitmis, bastiklari dergilerin özel sayilarina "Yasasin Opera Aksam Ticaret Lisesi Direnisimiz" diye baslik atmislardir. Ciddi anlamda bir kadroya sahip olan Dev-Lis'in Ankara'da 12 Eylül darbesinden sonra da korsan mitingler yaptigina dair bilgiler alinmistir. 12 Eylül darbesinden sonra ise daha önce defalarca göz altina alinmis, özellikle okul komitelerinde yer almis Dev-Lis'liler için yeni bir dönem baslamistir. 12 Eylülün kör karanliginda Dev-Lis kadrolarina dönük operasyonlar baslatilmis ve okulla iliskisini kesmeyen onlarca Dev-Lis'li göz altina alinmis ve iskenceden geçirilmistir. Ayni operasyonlar mahallelerde de sürmüs burada da yogun göz altilar olmustur. 1981 yilindan itibaren okullarda neredeyse Dev-Lis kadrolarina rastlamak mümkün olmamistir. Bugün Lise gençligine ve okullarin etrafina bakildiginda Dev-Lis'in yasam içerisindeki yeri daha iyi anlasilmaktadir. Dev-Lis dün bir ihtiyaçtan dogmustu ve bugün daha fazla kendisini ihtiyaç olarak hissettirmektedir. Dev-Lis bir rüya degil yasanmis ve paylasilmis bir gerçeklikti, dün vardi ve yarinda mutlaka var olacaktir.

VARDIK, VARIZ, VAROLACAĞIZ !

NOT; yazi www.devlis.org sitesinden alinmistir.

13 yorum var - 07 Haziran 2008 05:40

Titreyen Islak Mum Isigi

O kadar yorgunum ki artik hayattan dusunmekten hayatin bana dayatmis oldugu "seylerden" bedenim felc gecirmis durumda. Bedenimin tum kaslari kasilmakta, tum bu kasilmalar ise birer cam parcasi olup kalbimi parcalamakta. Kalbimi parcalarken karsimda nazli nazli dalgalanan ve her dalgalanmasinda benimle dalga gecen urkek, narin bir o kadar da tutkulu yanan mumum. Beni herseyden herkesten cok sevdigini soylerken en cokta kendisinin atesinin beni yaktigini bir turlu anlamak istememesi ile birlikte nazli nazli karsimda oryantel dansin en ince kivrak ve estetik hareketlerini yapan mumum. Gunler oncesinden baslayan karsilikli gerginliklerimizi tekirdag in dibinde sonlandirmanin ne anlami vardi. Bunu yaparkende hala bana seni ama en cok seni sevdim demenin ne anlami var onu anlamis degilim. Daha onceden yaktigin aydinlattigin kisilerden neden bahsedersin. Artik dayanamiyorum karsimda erim erim eriyorsun ve tekirdagin kokusu taa buraya bana kadar ulasiyor.Nazli nazli sallandigini soyledigin anda aslinda hicte nazli yada masum olmadigini anlamaya basliyorum. Sen benim mumumsun ve bende senin islak titrek isigin sen olmadan ben var olamam ki zaten. Ama ben olmadanda senin bu dunyada bir anlamin olmayacak. Durum boyle iken neden birbirimize aci cektirriz ki. Artik senin ustunde yanarken usuyorum. Bunun olmasindan nefret ediyorum aglamak istiyorum ama aglayamiyorum. Vucudumdan cikan sular sadece usutuyor beni karsinda titreyerek dalgalanan bir alev topuna donusuturuveriyor. Beni yakarken usuten ve bunun ustunde sana yapma bunlari dedigimde ise benden ozur bekleyen sen. Artik ne yapacagimi bile kestiremiyorum. O kadar yorgun o kadar felcliyim ki titrerken islanir islanirken urker ve urkerkende hayati akisina birakmak zorunda olan bir zavalliyi oynamak, islak bir mum isiginda titremek dusuyor bana.
Lanetler okuyacagim ama onu bile yapamiyorum.
sadece islak bir mumun isiginda titriyorum.

KIZILBELA

11 yorum var - 01 Haziran 2008 05:43

Az once yahoo dan maillerimi kontrol ediyordum.Birde ne goreyim marksist ikmal yurdundan kovuldunuz gecmis olsun diyen bir mail aldim. Isin ilginci gruptan banlamam icin herhangi bir nedenin olmayisidir. En azindan ben bunu oyle dusunuyorum.Grubu kuran arkadaslar gruba davet ederlerken gerekli aciklamalari yapiyorlardi da grubtan banlarken neden en ufak bir aciklama yapma geregi duymadilar acaba ilginctir. Diger bir konu ise bu arkadaslarla yine beraber sosyalist kitaplik grubunu kurmustuk ordanda banlamislar en garibi ise aramizda herhangi bir politik tartisma bile olmadan grublardan atilmamizin yaninda kendileri arkadas listelerimizdende cikip gitmisler.Insan en azindan nezaketen bir hoscakal der ve gerekli aciklamayi yapar diye dusunuyorum.

Daha onceden yazidigimiz baska etiketlerdeki ahkamlarimizda birilerinin sikayetleri uzerine silinmis. Ama agir hakaret yada tehtit olarak algilanan ahkamlarimiz yeri geldiginde en hafif olanlari. Acaba kilici elinde tutan moderator arkadaslarimiz birilerinin yakin dostlugunu goz ardi edemeyip onlarin istekleri uzerine mi ahkamlari silip insanlarin hesaplarini donduruyorlardi. Sosyomat iliskileri her gecen gun garip bir hal almakta ve buna anlam vermekte zorlanmaktayim. Merak ediyorum benim gibi zorlanan arkadaslar var mi? buralarda

5 yorum var - 26 Mayıs 2008 08:45

PART 1: Anlamsizliklar ve Ben

Yine anlamsiz saatlerle basbasayim. Karsimda duran sandeyede oturmuslar ve bana bakiyorlar. Anlamsiz sekilde yine sabahladim hava aydinlanali cok oldu. Zaten biliyor musun burada hava geckararip erken aydinlanmakta. Eskinde gunes hic batmiyormus bu ulkenin ustunde ama simdi kisa sureliginede olsa doga anaya karsi gelmeyi birakmis ve kisa sureligine gunes batislari yasamakta. Anlamsiz bir sekilde internet sayfalarinda yer alan diger sayfami geziyorum ve benim ruh halimi hicte yansitmayan sarkilar dinliyorum. Niye mi? Bilmiyorum.

Birden gozumun onunden eski sabahlamalarim geciyor. Ama o zamanlar anlamlari vardi sabahlamalarimin. Bir araya geldigimiz yoldaslarla sohet eder, politik tartismalar yasar yada yeni cikacak olan dergiye yollayacagimiz yazilara karar verirdik.mahalleye cikar, geceleri insanlar uyurken bizler mahallemizi afislerimizle susler kavgaya hazirlardik. Duvarlara imzalarimizi atardik. Ama simdi; lanet olasi bir odada tek basimayim veyaptigim tek sey internette dolasmak anlamsiz olan saatlerle karsilikli zaman gecirmek. Ve birden kulagima “kizildere adin ahire kalsin” diyor bilgisayardan yukselen ses.

PART 2: Umudum Var

Sesleri duyduktan sonra aklima “insan sadece mezarda yanlizdir” lafi geliyor. Evet umudum var ve duy sesimi diyorum. Cunku bu sevda bitmiyor sen benim elimi, sesimi ve nefesimi tuttugun surece bizim olan bu sevdamiz bitmeyecek. Kendini hissettirdigin surece zafer bizim icin yakindir cunku artik anlamsiz yanlisliklar yasamayacagim. Seninle beraber bin sevda oluverdik cunku kirdim zincirlerimi ve yanina kostum. Bizim umudumuz sevda sevdamiz ise umut idi. Iste o anda gozlerimin icine bakiyorsun olanca yoldaslik duygularinla beste beste siir siir, elimden tutup barikatin basina geciriveriyorsun beni diyorsun ki “umudun var, cunku inancin var zafer yakindir”.

PART 3: Zafer Yakindir

Zafere yaklastikca fark ediyorum ki aslinda evim yok, mekanim yok, irkim yok sebebi ise sevdam. Artik vatanim dunya irkim ise insanlik oluveriyor. Elimde ki alevli siseyi karanligin bagrina firlatiyorum. Gecenin karanligi bir anda sisenin icinde ki benzinin aleviyle aydinlani veriyor. Sen ise karanligi kursuna dizerek zulmun kulaklarini yirtiyorsun. Yeni bir sayfa aciyoruz hayatta tipki yeni dogan bir gun gibi tertemiz henuz yasanmamis olanindan. Birden yok oluveriyorsun yanimdan uzaklardasin gel sokul dag yuregime diyorsun basimi govdene yasliyorum alev icinde sanki bir alev kor kor yaniyor. Sen ise elinle gosterdigin daglarin doruguna gitmeken bahsediyorsun. Icin yaniyor ama disin buz gibi. Ne oldugunu anlamaya calisiyorum basimi govdenden kaldirdigimda yuzumde garip bir madde var yapiskan bir sey, renkli bir siviya benziyor elimi suratima surdugumde ise tum vucuduma yayildigini goruyorum bu garip maddenin. Soguk terler atiyoruz ben ne oldugunu anlamaya baslamisken “unutma umudun var cunku inancin var” diyorsun.

KIZILBELA

4 yorum var - 22 Mayıs 2008 00:46

KAZIM KOYUNCU

“Karadenizliyim, muzisyenim ama herseyden once devrimciyim!”

Kazim Koyuncu

Tekelci medya Kazim‘ibize33 yasinda vefat eden genc bir sanatci olarak yansitti ama kendisinin de dedigi gibi o herseyden once bir devrimciydi. Bu yanini hic anlatmadilar. Simdi gelin Kazimi biraz olsun taniyalim.

1993 yilinda dunyanin ilk LAZROCK grubu diyebilecegimiz “ZUGASI BEREPE” ile tanidik onu. Laz muzigiyle rock muzigini bir araya getiren grup”Va Miskunan” adli bir albumcikartmisti. 2. albumleri ise 1998 yilinda cikardiklari “igzas” idi. Fakat grup bu albumden sonra ayrilma karari almisti. Kazim Koyuncuda ilk solo albumu olan “viya” ile muzik hayatina devam etti. Bu albumde de geleneksel Karadeniz muzigi ile rock muzigini bir araya getirdi. Kazimin ikinci solo albumu “hayde” de gulbeyaz dizisinde oynayan Sevval Sam da soyledigi Kazima turkulerle eslik ediyordu. Ayrica Kazim Koyuncu gulbeyaz ve sultan makami adli dizilerin muziklerine de imza atmisti.Kazima muzik hayatina basadigi Karadenizde halklara iliskin calismasi olup olmadigi soruldugunda verdigicevap soyleydi. “Istanbulagelince muzik yapmaya basladimda boyle bir hazirligim oldu. Yani daha onceden yoktu. Onceden derdi kitap okumak olan hayati anlamaya calisan bir insandim.Ha milliyetcilik mi dersiniz,bu baska bi sey derim.Milliyetciligin herturlusune karsiyim.Ama babaannemin konustugudilin yeryuzunden silinmesine karsi durma duyarliliginasahibim. Verecegim, verdigim cabanin karsiligi milliyetcilik olamaz. Olsaydim, Kizildereli milliyetcisi olurdum. Yani LAZ olmam tesaduftur. Laz olmak bir marifet degil yada Lazlar daha ustun degil. Yani insanin ozu heryerde aynidir.”

“HAYATA KARSI SOYELEYCEKLERIM VAR”

Muzige sadece muzik olarak bakmiyorum. Hangi akilla ve hangi duyguyla yapildiklari daonemli. Benim hayata karsi soyleyecek sozlerim var. Bende o soyleyecegim sozlerimianlatabiliecegim muzikler yapmak istiyorum.” Diyordu sevgili Kazim, evet hayata karsi soyledigibir suru soz vardi. Cernobil faciasindan sonra kanserli caylari halki kandirarak, tum karadenizlileri zehirleyen basta donemin bakanlarive daha sonraki hukumetler hakkinda sucduyurusunda bulunanlardandi. 26 Aralik 2004 te yapilan “sarkilarimiz irak icin” gecesinde sahne almis ve yanibasimizda isgal altindaolan bir halkin ozgurlugu icin sarkilar soylemisti.Ayni gece konserden sonra rahatsizlanarak Cerrah Pasa Tip Fakultesi Onkoloji Servisinde tedavisine baslanan Koyuncunun hastaliginin ilacla tedavi edilebilme ihtimalinin cok yuksek oldugu aciklanmisti. Kanser teshisi konulmustu. Herkes soktaydi. 28 ocak 2005 tarihinde yeni melek gosteri merkezindeki konseri, 4 subata ertelendi. Kazim Koyuncunun da katildigi bu konsere destek amaciyla grup yorum, mor ve otesi ve Haluk Levent gibi pek cok sanatci dostlari yerlerini almislardi.

“HAYAT ADALETSIZDIR.”

Evet hayat gercektende adaletsizdi toplumun ileri gitmesi icin ureten ve bedel odeyen insanlar bu yasamdan kolay ayriliyorlar. Ama tum hayati tuketim olan hicbir sekilde etrafinda olanlari sorgulamayan insanlar hayatta daha uzun sure yer isgal ediyor. Hayat adaletsiz oldugu kadar Kazim gibiler icinde kisadirda. “her olum erken olumdur” bizler icin cunku yapacak o kadar cok isimiz vardir ki…

Ve Kazim kardesim benim, Karadenizin asi cocugu.. Haberi bile olmadan Karadenizin yesiline bir lanet gibi coreklenmis zehiri solumus yillar yili kendisi bile sonra anlamis hayatin adaletsiz oldugunu. Ve hayattan hesap sormak icin 4 subat 2005 tarihinde zipkin gibi cikiyor sahneye ve Karadenizin ritmik ezgilerini yayiyor sahneden izleyicilerin uzerine. Az konusuyor o gun kazim cunku kelimeler bogazina diziliyordu. Bir solukta konusuyor ve hemen sarki soylemeye basliyordu. Herkes pur dikkat Kazimi seyrediyordu cunku bir insanin hayattan boyle hesap sormasina cok nadir taniklik etmislerdi. Konser yerindekiler ve sahnedekiler inanilmaz duygu seline kapilmislardi. Bu duygu seli hayatin adaletsizligine vurulan bir darbe olarak Kazimda yeni bir yasam buluyordu. Bir konserin coskusunu bile esirgemisti bizden. Hayat gercekten adaletsizdi cunku Kazim sahnede sarki soylerken hastaligini yenmisti ama sakilar sustugunda Kazimda susmustu. Hastaligi yeniden nuksetmisti amah ala “hayata karsi soyleyeceklerim var” diyordu. Hayata devrimci bakiyor oylede duruyordu.

Dilinde en guzel sozlerle “…dusmedim yani, bir devrimci gibi duruyorum hayatin karsisinda” diyordu. Son gunlerinde mek ve bazi seyleri degistirmek istiyordu. Yeni bir album yapmak istiyordu. “Yasarsam yaparim, yaparsam yasarim” diyordu. Kendi derdini birakip baskalarin derdini dusunurdu. Yoksullarin derdini mi dersiniz, somurulen insanlarin mi, ac insanlarin derdini mi yoksa dili yasaklanan insanlarin derdini mi… hepsine cozum bulmak istiyordu ve dusler kuruyordu hayata dair. “hep guzel olmasini istedim hayatin, devrimci oldum ama onlar bile yetmedi bana”.”Iyi bir bilim adaminin devrimci olmasi gerekiyor. Hayati yonlendiren, etkileyen,degistiren insanlarin devrimci olmasi lazim, sistemin parcasi degil”.

Hayata karsi durusun devrimciydi bunu biliyorduk, bu yuzden seni boyle sevdi bu halk, bunu heryerde ifade edebilmeni sevdi.”Hayat biter” diyordun, “onemli olan yasarken neyin bitttigidir” Kazimin guzel gelecek gunlere olan ozlemi ve umudu hic bitmedi. Vet um Anadolu halklari basucuna toplanmis onbinlerce yurek ayni anda “Yasasin halklarin kardesligi” diyordu. Lazi, Kurtu, Cerkezi,Arapi,Gurcusu hepsi kendi dillerinde veda ettiler Kazima. Ve bu kardes halklar Kazimi son kez sahne aldigi Harbiyeden Kazimi omuzlarina alip, sikili yumruklar ve sloganlarla yasaklimeydan Taksime yuruyuse gecmisti. Taksime bir kez daha girmisti gelecek guzel gunlerin habercisi olan halklar, tek bir farkla bu kez omuzlarinda herseyden once devrimci olan Kazim Koyuncu ile beraber. Evet Kazim maalesef aramizdan ayrildi. Kisa yasamina sigdirdigi guzel calismalar su sozu bir ekz daha dogruluyor. “Olmek bir sonuctur.Onemli olan ne kadar yasadigin degil yasadigin sure icerisinde ne yaptigindir.” Kazim cok seyler yapti ve pek cok milletten olan halklari bir araya getirmeyi basardi.Karadenizin asi cocugu rahat uyu. O guzel gunler geldiginde hep beraber horona duracagiz, Karadenizin asi daglarinda.

27 agustos 2005

KIZILBELA

4 yorum var - 18 Mayıs 2008 04:51

KAHPE KURŞUNLAR KANLARIMIZDA BOĞULDULAR.
KALLEŞLİKLER VE YALANLAR ÇİRKİN YÜZLERiYLE DÖKÜLDÜLER MEYDANLARA. BİZİ ÖLDÜREMEDİLER. DİRİLTTİLER BİZİ.
ÇÜNKÜ YÜREKLERİMİZ KURTULUŞ'A SEVDALI BİZİM.
ÇÜNKÜ BİZ.
HALKLARIN KARDEŞLİĞİ UĞRUNA , CAN KALKAN ETMEYE KURŞUNA, CAN ASMAYA BOĞAZLARIMIZDAN DAR AĞAÇLARINA , YEMİNLİYİZ KURTULUŞA KADAR SAVAŞMAYA!

2 yorum var - 15 Mayıs 2008 23:08

SIZLERE KANIM KAYNIYOR COCUKLAR

Onlar unutturmaya çalışsalar da bizleri,
Duvarlardan yazılarımızı silebilirler ama,
hafızalardan silemezler izleri.
İşte gene çıktık meydanlara çıkacağız,
Onlar ne derse desin ;
Biz vardık, varız, varolacağız...

Biz, 'Tek yol Devrim' sloganlarımızı ısrarla yineledik.
1 Mayıs meydanları bizimle doldu taştı,
işçi eylemleri o dönemde hep zafere ulaştı.
Sivas'ta, Maraş'ta, Çorum'da katliamlar yaşadık,
Canımızı siper ettik ama halkımızı yaşattık.

"DGM'yi ezdik sıra mess'de" sloganlarıyla inledi fabrikalar,
aldığımızda işareti hedef Alibeyköy'de Sungurlar.
DİSK aldığında faşizme ihtar eylem kararını,
İşçiler yanıbaşlarında buldular 78'li yoldaşlarını.
Cevizli Tekel'de başladı direniş,
Antbirlik'te polis saldırdı çıktı nümayiş.
Karadeniz'de üretici mitingleri düzenledik,
köylüler, 'petrol benzin' diye bağıra dursun

Sizlere kanım kaynıyor çocuklar
Sanki bir yerden tanıyor gibiyim...
15-16 Haziran'da işçi sınıfımız çıkmıştı sokaklara,
Biz daha çocuktuk kısa pantolonla dolaşıyorduk o ara.
Tariş direnişinde kuşattık her yanı,
Bir anda doldu taştı Gültepe meydanı.

Kiminiz canciğer arkadaşısınız Bahçelievler'de katledilen 7 gencin,
Belki de Diyarbakır'dan yoldaşısınız Kemal Pir'in .
Elazığ'da Nurettin Güler'i anmadan geçmeyelim,
Dilerseniz biraz da İstanbul'da Adil Can'dan bahsedelim...

Belki de İsmetpaşa'da Necdet Adalı ile faşistlerin korkulu rüyasıydınız.
Erdal Eren'le yanyana da görmüş olabilirim Kavaklıdere'de,
Sencer Acarbaş mıydı o korsan mitinge birlikte katıldığınız,
Yada Nevzat Bulut ile mi İstanbul'da gözaltına alındınız.
Belki Çiğli'de; İbrahim, Ethem, Coşkun ile aynı fabrikada çalıştınız,
Belki de Yenimahalle'de Mahmut, İbrahim ve Sadi ile gece nöbeti tuttunuz

Sizlere kanım kaynıyor çocuklar
Sanki bir yerden tanıyor gibiyim...
Fatsa sokaklarında Fikri Sönmez'in yanında mı gördüm desem,
Yoksa Hakan Şenyuva ile barikatın bir yanında,
Belki Karakoçan'da Orhan Bakır'la mavzer mavzere kurşun attınız, Kimbilir belki de İstanbul Gülsuyu'nda İsmail Hanoğlu ile faşistleri kovaladınız.
Belki Ziraat Fakültesi'nde Aynur Sertbudak'la birlikteydiniz

aferim11

1 MAYIS

6 yorum var - 09 Mayıs 2008 23:39

1 MAYIS

1880`li yillarda kucuk cocuklarin Karin tokluguna calistirildigi saglik ve isyeri guvenlik kosullarinin orgutlenme ve grev gibi temel haklari dahi tanimayan bir siyasi ve hukuki anlayisla karsi karsiya kalindigi yillardi. Gunluk 14-15 saat calisan isciler sonunda 1881 yilinda yarim milyon isciyi temsilen kurulan “orgutlu meslek ve emek birligi fedarasyonu” onculugunde ABD`nin Chicago kentinde 40 bin tekstil iscisi ile gunluk calisma saatlerinin 8 saate indirilmesi icin eylem gerceklestirildi. Ama eylem kanli bastirildi. Ayni kentte bir fabrikadan 1400 isci isten atildi. Greve cikanlara ates acildi ve 4 isci hayatini kaybetti. Abd ve Kanada`da sendikalar ve digger orgutlerin cagrisiyla 1Mayis 1886`da 350 bin isci greve cikti. Isverenler ise bu grev karsisinda cilgina donmustu.

Chicago`da greve cikan 40 bin isciyi engellemek icin sokak ceteleriyle anlasti. Cetelerle isciler arasindaki kavgada polisin atesi sonucu 4 isci hayatini kaybetti. 1mayis sonrasi isten atilmalar ve baskilar yogunlasti 8 isci idam ile yargilandi ve idama carptirildi. 4 yigit isci onderi “Albert Persons, Adolph Fischer, George Engel ve August Spies idam edildiler. Mahkeme Albert Persons isimli isciden ozur dilemesi karsiliginda afedilecegini belirtti. Albert ise mahkemenin suratina o meshur sozlerini vuracakti “butun dunya biliyor sucsuz oldugumu eger asilirsam cani oldugumdan degil emekci oldugumdan asilacagim”.

Onderlerin cenazelerine 100 binler katildi. 2. Enternasyonel 1889`da Paris`te duzenledigi kongrede Amerikali sinif kardeslerini desteklemek amaciyla dunya capinda eylemler yaptilar ve 1890`dan itibaren 1 Mayis`I “Uluslar arasi birlik, mecadele ve dayanisma gunu” ilan ettiler.

TURKIYE`DE 1 MAYISLAR

Bizde ise 1 Mayis ilk olarak Osmanli doneminde 1905 yilinda izmirde kutlandi. Istanbul`da ilk olarak 1910 yilinda kutlanmistir. 1920`de ise isgal idaresinin ve Osmanli hukumetinin yogun baskilarina ragmen isciler halicten baslayarak Karakoy uzerinden Beyoglu`na kadar yuruyus yaptilar. “Bagimsiz Turkiye” yazili bir pankart tasidilar. Ama en gorkemlisi 1976 1 mayisi idi. Miting Disk onculugunde yapilmisti ve 400 bin emekci Taksim alanini doldurmustu. 1977 1 mayisi ise tam 500 bin emekci toplamisti. Disk baskani Kemal Turkeri`nin konusmasinin sonuna dogru cevredeki binalardan halkin uzerine ates acilmis ve 37 insanimiz yasamini yitirmisti. 200`den fazla da yaralanan olmustu.

12 EYLUL 1980 ve SONRASI

12 eylulden sonra 1 mayis tamamen yasaklanmisti. Buna ragmen kisa sureli is birakmalar ve bildiri dagitilmalari gibi etkinlikler yapiliyordu. Ulkede bircok yerde korsan gosterilerle bedel odemek pahasina 1 mayislar kutlanilmaya deva etti. 1980 sonrasi en kitlesel 1mayis 1996`da Istanbul Kadikoy`de kutlandi. Yaklasik 150 bin insana alana akin etti. Ama yine atesler acildi ve 3 kisi yasamini yitirdi. Daha sonraki yillarda emekciler taleplerini Kadikoy`de ve Sisli Abide-I Hurriyet meydaninda haykirdilar. Ta ki 2007 1 mayisina kadar 2007 1 mayisinda yogun bir saldiriya ragmen emekciler defalarca Taksim`e cikmayi basarmislar ve kizil bayragi 30 yilin ardindan taksimin gobeginde dalgalandirmislardir.

(NOT: GEB`li arkadaslar her yil belli bir gucle Taksim`e cikmislardir, Haksizlik etmeyelim. Sadece kitlesel anlamda 1977`den sonra ki ilk Taksim eylemi idi 2007)

KIZILBELA

12 yorum var - 09 Mayıs 2008 19:15

30 MART 2008

…Iste, acilarla dolu ulkem yine sendeyim senin tam icindeyim. Hayat insana herzaman suprizler yapiyor ama tamda bugun bana bir cok supriz yapti.

Ucagim gecte olsa hava alanina indi aninda disari cikip istanbula bakmak onu uzun uzadiya seyretmek duygusu kapladi birden bire butun benligimi. Kendimi hava alaninin disina hizli bir sekilde attim ve cevremi incelemeye basladim. Tam bu sirada bir ozel guvenlik gorevlisinin aslinda hicte yabanci olmadigini fark ettim. Evet evet bu bizim yoldaslardan bir tanesi idi ve bundan tam bir yil once “Kizildere`de Mahir`lerin ismini haykirmistik tum ese, dosta, dusmana. Jandarma saldirdiginda ise omuz omuza verip direnmistik. Bir anda o kareler geciverdi gozlerimin onunden. Sanirim onunda gecivermisti ki onun gozleride benimkiler gibi isil isil ve dolu dolu bakiyordu bana. Kisa candan bir sohbet yaptik ve ayrilma vakti gelmisti cunku ben “Taksim`e” gitmek orada gezip gozlem yapmak istiyordum.

…Ve TAKSIM

Taksim alabildigine heybetli, coskulu,ofkeli ve direngenligi ile tam karsimda duruyor. Oyle guclu bir ruzgar varki insana carptigi anda cop etkisi yapiyor adeta ama Taksim herseye degiyor. Ve meydanda agir agir yuruyorum gozum birden The Marmara otelinin caminda gezen karanlik sulietlere takiliyor irkiliyorum. O anda etrafimda tam 500 bin yoldas var. Hepbir agizdan turkuler soyleyip umudu haykiriyorlar. Derken beyaz bir Renault dikkatimi cekiyor icinde garip yuzlu “insanlar” var. Kitlenin yanindan geciyorlar. Kafami sular idaresi mudurlugune ceviriyorum ve ellerinde silahlari olan golgeler var tam o sirada Sener Sen`i goruyorum gulumsemeler saciyor etrafina. Ve birden silah sesleri duyuluyor ilki The Marmara otelinin oradan geliyor daha sonra kitle o garip yuzlu ve golgeler tarafindan capraz atese aliniyor. Herkes panik halinde Kazanci yokusuna dogru kosuyor kitlenin icinden rast gele ates edenler var panigi dahada arttiriyorlar.Sonunda panzerler ve beyaz Renault`da kitlenin arsina daliyor. Panzer tam yanimda dusen birisini ezdi, dusen birisini kaldiriyorum yine kosuyor ve yine dusuyor tamda MILITARIZME SON yazisinin yaninda dusup kaliyor. Bende kazanci yokusuna dogru yuruyorum yoldaslarimin “cesetlerinin” yanlarindan gecerekten. Kimi hala olmemis ama belli ki olecek yarasi derin, hala atesler devam ediyor. Kendimi alana hakim bir yukseltiye atiyorum herseyi, herkesi gorebiliyorum artik karanlik gucler artik islerini yapmanin “huzuru icinde” toparlaniyorlar. Haa son bir isleri kaldi zincirlere vurulmus olan dev proleter yoldasin basina bir kursun sikmak…

30 mart 2008 ruzgar oyle soguk esiyor ki tum vucudumu yakiyor. Gozlerim ofke dolu, kin dolu bakiyorum Taksim`e ofkem parmaklarimdan fiskiriyor herbiri gozyuzunu yararak yeni bir umut oluyor yuregimde. Ruzgar bedenimi oylesine dovmustu ki yuruyecek halim kalmamisti. Son kez Taksim`e dondum ve 1 Mayis`ta gorusmek dilegiyle…

Bekle bizi Istanbul turkusuyle.

Taksim`de israr devrimde isrardir. Devrimde israr insanda isrardir. KIZILBELA

0 yorum var - 08 Mayıs 2008 03:29

ZEKI ERGINBAY ve KURTULUS

Soguk ama gunesli bir Pazar gunu yonetici oldugu insaat muhendisleri odasinin Sislide`ki yerinden oda`nin cikarttigi ve editoru oldugu Teknik Guc Dergisi`nin mizampajini yaparken ogle saatlerinde kacirildi. Kacirildiginda yanliz oldugu icin kacirilisina iliskin bir taniklikta yoktu. Zeki`den 8 gun boyunca haber alinamadi. O zaman fasistlerin karargahi halinde olan Edirne Kapi Ogrenci Yurdunda sorgulandigina dair kimi ihbarlar alindi ve suc duyurusunda bulunuldu. Mulki amirlikler hicbir ciddi tedbir almadilar. Sile yolundaki Omerli Baraji`nin cevresinde bulunuldugunda ise vucudunda iskence izleri ve sol gogsune sikilmis tek bir kursun vardi.

Zeki`nin olduruldugu donemdeki siyasal kosullar hatirlanirsa, “71 silahli direnisinin hemen sonrasinda gelisen ve 75-76 yillarindan baslayarak ciddi bir sol dalganin varligindan ve bu dalganin karsisina dalga kiran olarak cikarilan fasistlerin konumundan bahsedilebilir. Kurtuluscular temel siyasi gorev olarak sinifla bulusmayi, guncel siyasi gorev olarakta anti-fasist mucadeleyi onlerine koyuyorlardi. Zeki Erginbay, Kurtulusun THKPC icerisinden gelerek Kemalizm, devlet, ulusal sorun, oncu savas ve sinif hareketine yer yer elestirel yaklasimlarin netlestigi bir surecte Kurtuluscularla yolunu birlestirdi. Kurtulus kendisini kurarken birlikci bir tutumla davranmaya ve sadece geldigi gelenekten insanlarla bulusmaya degil sosyalist hareketin diger geleneklerinden gelen insanlarla bulusmaya ozen gosteriyordu. Kuskusuz o donem sahip oldugu sosyalizm anlayisi, bu cabalarini sonucsuz da birakacakti. Zeki, TIP`liydi ve74`den sonra Genc Sosyalistler Birligi`nin icinde calisiyorlardi. Zeki Erginbay anti-fasist mucadelenin en onundeydi, hem ITU de hemde IMO`da bu gorevi layikiyla yerine getiriyordu.

Katledilmesinden once IMO`nun Istanbul sube kongresine fasistler ve gericiler cihad cagrilariyla butun guclerini yigmislar ama Zeki`nin buyuk cabalariyla kongreden devrimciler kazancli cikmislardi. Kuskusuz Zeki`nin Kurtulusun kendini var etmesindeki yeri ve katkilari onun katlini bir rastlanti olmaktan cikartiyordu. Belki katledilis bicimi ile o gunun kosullarinda Zeki bir ilkti ama daha sonrasinda defalarca onlarca devrimci demokrat ayni yontemle katledildiler. Susurluk skandali ile ortaya dokulenler Ankara Balgat`ta evleri basilarak oldurulen 7 TIP`linin katillerini ve devletin kurumlariyla iliskilerini birkez daha gozonune serdi. Dolayisiyla Zeki`nin katillerini bulma cabasi da tam buradan baslamalidir.

Bugun ise ulkemizde yuzlerce “faili mechul” var dahasi 80 oncesin pek rastlanmayan onlarca kaybedilme var. Bugun Zeki`lerin bedenleri bile bulunamiyor ve devlet, kayiplarinin sonlarini ogrenmek isteyen kayip yakinlarina tahammul bile edemiyor. Kayip yakinlari, insan olmanin entemel haklarini bile kullanmakta olmadik zorluklarla karsilasiyor.

Bugun Kurtuluscular icin temelsiyasi gorev dun ne ise yine o. Guncel siyasi gore ise “ordu-buyuk sermaye” ittifakina karsi siyasal demokrasi mucadelesinin yurutulmesidir. Her sorundan yola cikarak bu siyasal hedefe kitlenecek ve bu ittifaki geriletmek ozel onem tasiyor. Kuskusuz barisin kazanilmasi icin yurutulecek mucadele bu cerceveden ayri bir yere sahip olmalidir. Cunku “Kurt sorunu” ordu sermaye ittifakinin yumusak karnini olusturmaktadir. Nasil dun anti-fasist mucadeleyi sinif hareketinin gelistirilmesi icin bir manivela olarak algiliyorsak, bugunde barisin kazanilmasini ve suren kirli savasin adil demokratik bir cozume ulatirilmasinin ordu sermaye ittifakina karsi siyasaldemokrasi mucadelesinin yukseltilmesinde ozeloneme sahip oldugu bilincinde davranmaliyiz.

Eger Zeki yoldas yasiyor olsaydi onunda boyle yapacagindan kimsenin suphesi olmasin.

KIZILBELA

0 yorum var - 19 Mart 2008 02:38

Cezadır, insanı sevdiğinden ayırmak,
Kapatmak dört duvara.
İnsan sıcağı, dertleşecek yürek
Azaltır cezayı ama.

Çıkıp yürünecek alan kapalı,
Kapalı gökyüzü pencerelere.
Onurla beklemek kesilen süreyi,
Paylaşmak onurunu korumayı
Genişletir ufku.

İnsanı kendi sesine kapamak,
Kapamak yapayalnızlığına.
Azaltmak insanlığın bir yanını,
Düşü, yüreği, aklı koparmak.
Adı ne olursa olsun tek anlam taşır:
İşkence!
İşkence onura yönelik bir iş,
Ey elinde kalemi olan, ey karar gücü,
İşkence suçtur, ceza değil,
Hücre, işkencedir.

Ey karar gücü, ey eli kalemli bir dakika dur
Kapa göğe pencereni,
Sesini kapa sevdiklerinin.
Kapan kendi ayak sesine,
Bir gececik, bir gececik dene.
Hücreyi savunmadan önce
Dene ıssızda bir ot olmayı,
Akmayı bir dere nasıl çölde akarsa, dene.
Sonra konuş,
Sesin kalmışsa,
Bakabiliyorsan aynada yüzüne.

(Sennur Sezer - 2006)

aferim17

TECRIT

0 yorum var - 19 Mart 2008 02:35

TECRİT

Birini sürekli izleme.

Asıl bulunduğu yerden uzaklaşabilmesi için gerekli olan alandan mahrum
bırakma fiili. “Kişiliğinizi parçalamaktan başka hiçbir amacı yoktur tecritin... demiş
İspanyol, F tipinde 16 yıl yatan Tomax Carrera Juarros ve şöyle devam etmiş:

''İnsanların 15 gün tecritte kalarak konuşmayı nasıl unuttuklarını, daha
doğrusu konuşmadıklarını gördüm. Dünyadan ve hayattan koparılmışsın, ama hala
varolduğunu biliyorsun. Biliyorsun ki hala bir sesin var, ama senden alınmış
istesen de sesin çıkmıyor…''

1977-92 yıllarında Frankfurt F tipi cezaevinde yatan Gunter Sonnenberg o
yıllarını şöyle anlatıyor:

''İnsan uzun süre kapalı bir odada kaldığında, hiçbir ses duymadığı ve
hiçbir insan görmediği zaman, pencereden dahi bakamadığı zaman, yani ses, görme gibi uyarıcıları almadığı zaman, hastalanıyor. Bu bir işkence. Hiç
delil bırakmayan bir işkence. Yani vücutta herhangi bir yara izi yok. Ama
insan farkediyor. Çünkü bilincini kaybediyor. Hafıza kaybediliyor. Gerçekle
hayal arasındaki çizgi kalkıyor. İnsan konuşmayı da unutuyor, konuştuğunu ve
düşündüğünü ayırt edemiyor.Yıllar sonra dışarı çıktığımda, insanlara soru
soruyordum ama cevap alamıyordum. Çok kızıyordum. Sonra farkettim ki
konuşmuyormuşum, sadece soruyu düşünüyormuşum... İnsan, tecriti kelimelerle
anlatamıyor. Serbest kaldıktan sonra, tecriti insanlara anlatabilmek için
birçok etkinliğe katıldım. Her seferinde farkettim ki, insan bunu
anlatamıyor. Bunu ancak yaşayan anlayabilir. Tecritin, insanın kişiliğine
verdiği zararları hissediyorsunuz, ama anlatamıyorsunuz. Bunu anlatabilecek
kelimeler yok.
Sorun da burda zaten.

Anlaşılıyor ki tecriti uygulayanlar bunları yapmak istiyor. Tecrit nereden
gelirse gelsin buna karşı çıkmak insan olmanın gereğidir.

Tecrit, bir insanlık suçudur.

Bu suçu işleyenler muhakkak bir gün insanlığa hesap vermek zorunda
kalacaktır.

Devletler bu suçu tüm dünyada "Siyasi olarak" işlemektedirler.
Buna “DUR” demek, ‘ben insanım’ diyen herkes tarafından dile getirilmelidir.

TECRİT SUÇTUR.

(Kemal Kaplan)

3 yorum var - 14 Kasım 2007 01:16

metristen munzura bir firarinin oykusu
by Halil Gundogan
Edebi yaninin zayif olmasina ragmen yazarin hayatindan gecen donum noktalarini anlatmakta olan bu kitap istenildiginde insanoglunun ne gibi zorluklarin uzerinden gelebilecegini gostermektedir. Metris tutsaklarinin ozgurluk eylemi ve sonrasini

türkiye'de faşizm
by rıdvan turan

TROTSKYİSM
by ALEX CALLİNİCOS

MAHİR, DENİZ, İBO, SİNAN
by turhan feyizoğlu
TÜRKİYE, DEVRİMCİ ÖNDERLERİNİN BİYOGRAFİSİ

fikir klüpleri federasyonu
by turhan feyizoğlu
demokrasi mücadelesinde sosyalist bir öğrenci hareketi

ÜLKÜCÜ HAREKET
by TURHAN FEYİZOĞLU
ÜLKEMİZDE Kİ SAĞ HAREKETŞN NASIL GELİŞTİRİLDİĞİNİ NELER YAŞANILDIĞINI ANLATAN Bİ KİTAP. İÇİNDE DÖNEME AİT ÜLKÜCÜLERİN BİLDİRİLERİ VS BELGELER DE VAR

SOSYALİZMİN ALFABESİ
by LEO HUBERMAN

AİLENİN, ÖZEL MÜLKİYETİN VE DEVLETİN ORTAYA ÇIKIŞI
by FRİEDRİCH ENGELS

KOMÜNİST MANİFESTO
by K.MARKS & F. ENGELS

felsefenin temel ilkeleri
by georges politzer
gerek var mı :-D

siyasi partiler
by maurıce duverger
partilerin doğusu çeşitleri hakkında geniş bilğiler içermekte.

uygarlık tarihi
by server tanilli
temel kültüre meraklı herkesin okuyup öğrenebileceği çok sey olan bir kitap

SİYASİ TARİH 1918'DEN 1994'E
by ORAL SANDER

SİYASİ TARİH İLK ÇAĞLARDAN 1918'E
by ORAL SANDER

DİRİLİŞ
by TOLSTOY

AZ GELİŞMİŞ ÜLKE MİLLİYETÇİLİĞİ
by BASKIN ORAN

AKÇASAZIN AĞALARI 1-2-3
by YAŞAR KEMAL
ÇUKUROVALI İKİ BÜYÜK AİLE ARASINDA SÜRÜP GİDEN KAN DAVASINI ANLATAN BU YAPIT FEODAL DÜZNİN CAN ÇEKİŞMESİNİ SERGİLİYOR

YENİLGİDEN ZAFERE
by TSOLA DRAGOYÇEVA
BULGARİSTAN DEVRIM TARİHİNİN 1921 İLE 1944 TARİHLERİ ARASINDA YAŞANILANLARI ANLATAN BİR ANI KİTABI

ÇOCUKLUĞUM
by MAKSIM GORKI
YAZAR KENDİ YAŞAM ÖYKÜSÜNÜ ANLATMAKTADIR

YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT
by SUSANNA TAMARO

BU DİYAR BAŞTAN BAŞA 1-2
by YAŞAR KEMAL

BİZİM 68
by AYDIN ÇUBUKÇU

TANYERİ HOROZLARI
by YAŞAR KEMAL
DÖRT BİR YANA SAÇILARAK SAVRULAN İNSANLARIN TOPLULUK OLMA ÇABALARINI ANLAAN OLAĞAN ÜSTÜ BİR KİTAP

KARINCANIN SU İÇTİĞİ
by YAŞAR KEMAL
TÜRLÜ SAVAŞLAR VE YIKIMLARLA YURTLARINDAN GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALAN İNSANLARINN YAŞADIKLARI İNANILMAZ ACILARIN ÜSTÜNE YENİ BİR YAŞAM KURMALARININ ÖYKÜSÜDÜR

FIRAT SUYUKAN AKIYOR BAKSANA
by YAŞAR KEMAL
İNSANOĞLUNUN YOL AÇTIĞI BİR TRAJEDİNİN İLK ROMANI

BİN BOĞALAR EFSANESİ
by YAŞAR KEMAL
YÖRÜK OBASININ GERÇEKÇİ ROMANI

İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR
by NAZIM HİKMET

ADRESSİZ SORGULAR
by YAŞAR AYAŞLI
BİR DİRENİŞ DESTANI

KIRILMA NOKTASI 1977 1 MAYIS
by BARIŞ YETKİN
OKUNMASI GEREKEN ONEMLI BELGELERE DAYANAN BIR KİTAP

aferim11

IRAK

1 yorum var - 14 Kasım 2007 01:10

September 22
IRAK
IRAK savaşında babası ve annesi ölen ve kendisinin de bacakları kopan bir çocuğun IRAK savaşını yöneten Tommy FRANKS a yazdığı şiir.Bu şiir Açık istihbarat sitesinden alınmıs.

Merhamet hür Dünyaya bu kadar mı IRAK ' ta?

Ben Basralı Ömer,

Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks.

Önce demokrasi yağdı göklerimizden,

Sonra özgürlük geçti üstümüzden Palet palet.

Ve insan hakları Namlularından Saniyede bilmem kaç adet.

Demokrasi bizim eve de isabet etti

Bir gün sonra anladım koptuğunu ayaklarımın.

Tam onsekiz adet insan hakları saymışlar

Vücudunda babamın.

Annem yoktu zaten

Ben doğarken ilaç yokluğundan ölmüş

Ambargo falan dediler ya

Anlamadım çocukluk aklı işte

Oluşmadan sökülmüş.

Sizde de barış böyle midir Mr. Franks?

insan hakları çocukları yetim

Ve ayaksız bırakır mı orda da?

Düşer mi ayın kan gölüne aksi

Güpegündüz düşer mi Pazar yerine demokrasi?

Zenginlik insanları korkudan uykusuz bırakır

Kuşlar gökyüzünü terk eder mi orda da?

Babamla mırıldandığım son dua dilimde

ayaklarımın hastanede

Ve giymeye kıyamadığım pabuçlar Kaldı elimde.

Çocukların var mı Mr. Franks?

Al, oğluna götür onları bari ise yarasın

Kim bilir belki baktıkça Bazen beni hatırlasın.

Bu nasıl demokrasi Mr. Franks?

Düştüğü yeri yaktı

Merhamet hür Dünyaya

Bu kadar mi IRAK ' tı? size

kizilbela hakkında:

şu an yaşadığı yer Türkiye dışı. Bela olarak çalışıyor.